Gönderen Konu: Bir işyeri oldukça yoğun çalıştığından dolayı cuma namazı vakti kapatılamamaktadır.Cuma namazlarına nöbetleşe gitseler caiz olur mu? Cuma namazını terk etmenin hükmü nedir?  (Okunma sayısı 803 defa)

Çevrimdışı akademikfetvalar

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 800
    • Profili Görüntüle
Bir işyeri oldukça yoğun çalıştığından dolayı cuma namazı vakti kapatılamamaktadır. burada çalışan kişiler cuma namazlarına nöbetleşe gitseler caiz olur mu? Cuma namazını terk etmenin hükmü nedir?

Günlük işler, sanat ve meslekler, aile fertlerinin geçimini sağlamak için yapılan çalışma ve yolculuklar namazın geriye bırakılması için özür sayılmaz. Kur’an-ı Kerim’de: “Öyle erkekler vardır ki, onları ne bir ticaret, ne bir alış-veriş, Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, dehşetinden kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar” (Nûr, 24/37) buyrulmuştur.

Ayrıca Cuma namazı, sadece cemaatle kılınan ve terki halinde kazası bulunmayan bir namazdır. Kur’an-ı Kerim’de; “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağırıldığınız (ezan okunduğu) zaman hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır” (Cum’a, 62/9) buyrulmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde, “Kim önemsemeyerek üç cumayı terk edecek olursa, Allah onun kalbini mühürler” (Ebû Dâvûd, Salât, 212). Diğer bir hadislerinde ise, “Bazı kimseler cuma namazlarını terk etmekten ya vazgeçerler veya Allah Teâlâ onların kalplerini mühürler de gafillerden olurlar” (Müslim, Cum’a, 13, H. No: 2039) buyurmuştur.
Buna göre, Cuma namazı kılmakla yükümlü olan kişilerin Cuma vaktinde alışveriş yapmaları ve çalışmaları caiz değildir. Ancak, Cuma namazı kılmakla yükümlü olmayan kişilerin alış-veriş yapmasında ve çalışmasında dinen bir sakınca yoktur.

Öte yandan işverenin ya da işyerinde sorumluluk alan kimsenin, namaz kılmak isteyen memurlarına ve işçilerine, Cuma ve günlük dini görevleri olan namazlarını, hiç değilse farzlarını kılabilme imkânını sağlaması gerekir. Bununla birlikte işçinin ve memurun da namazı bahane ederek mesaisini su-i istimal etmemesi ve çalıştığı yerde namaz kılması için iş disiplini ve düzeni açısından işverenin veya amirlerin iznini alması lazımdır.

Herhangi bir sebeple Cuma namazını kılamayan kişi, onun yerine öğle namazın kılar. O günün öğle vakti çıkmış ise, öğle namazını kaza eder.

Çevrimdışı akademikfetvalar

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 800
    • Profili Görüntüle
İşçilerin Cuma Namazı

Sizi bir iki sualler rahatsız edeceğim. Soruları, soranların dilinden yazıyorum:

1. Cuma günü namazı çağrısı yapıldıktan sonra alışverişi terk ederek namaza koşmak emrediliyor. Binlerce işçinin çalıştığı bir fabrikam var. İşçilerimi namaz kılmak için serbest bırakıyorum. Bir kısmı namaza gidiyor, bir kısmı ise gitmiyor ve fabrika çalışmaya devam ediyor. Gidenlerden herhangi bir ücret kesilmiyor, kalanlar namaz vaktinde camiye gitmektense çalışmayı tercih etmiş oluyorlar. Bu durumda, namaza gitmeyip fabrikada kalan işçilerin ürettiği değer ve kazanç benim için helal olur mu?

(Bu soruyu dün akşam ...sahibi sordu. Vaiz ve Ezher'den doktoralı ...hocamız var. Mecliste o da vardı.... hoca tereddüt etti, "Siz ne dersiniz?" dedi. Ben, bunu Hayrettin Hocam'a soralım dedim. Bazı arkadaşlar, "Aslında burada namaza gidene teşvik var" dediler. Daha sonra ...Hoca "Aslında namaza gitmeyenlerin ayrıca para kesmek vs. gibi şekillerde cezalandırılabileceğinden" söz etti. "Zorla namaz kıldırılır mı" dedim. "Evet, şeriatta zorla namaz kıldırılır..." dedi.

Sonra ben "Şöyle düşünebilir miyiz" dedim: "Ben işçinin 8 saatlik emeğini kiralıyorum, sonra da bu vakit içerisinden namaz kılacağı vakitleri kendisine bağışlıyorum. Bu işçi bir bî-namaz değil bir kafir de olabilirdi. Köleliği kaldırmamış olsak kafir bir köle de olabilirdi. Kafir kölenin kazancı -Allah'a isyan etmesiyle birlikte- helal oluyorsa, bî-namaz işçinin kazancı da helal olmaz mı?"

...Hoca da: "Şeriat kafiri olduğu gibi kabul eder ve ahkamını ona göre yürütür; halbuki bir Müslüman namaz kılmaya mecburdur. Bu, ona kıyas edilemez" dedi. Sonra "hatta başı açık hanımların çalıştırılmasında da aynı mahzur sözkonusu olabilir; ama meseleyi daha geniş çapta da ele almak lazım; başı açık hanım çalıştırmazsanız da irtica var deyip ticaretinize engel olabilirler" dedi.
Mesele burada kaldı. Asıl sorudaki cuma vaktinde çalışan işçinin kazancı meselesine başı açık çalışan işçinin kazancı meselesi de eklenmiş oldu. Hatta bir arkadaş, "İşçinin ne durumda olduğunu bilemeyiz ki, kimisi içkili olabilir, kimisi cenabet olarak gelip çalışır, bu işvereni ilgilendirmez" dedi. Bir de içkili işçinin kazancı gibi bir mesele çıktı.

Cevap:

Güzel bir tartışma, laik düzende dini yaşamanın bazı problemlerini canlı olarak yansıttığı için de önemli.
İbadeti ihmal ederek, onu yapacak zaman içinde dünyalık için çalışan kimsenin kazancı helal olur mu? Bu sorunun cevabını Cuma örneğinden yola çıkarak bulmaya çalışalım:

Beş vakit namazını kılmayan bir kimse düşünelim, misal olarak da bir öğle namazını alalım; namazın kılınabileceği son zaman dilimine kadar bu kişinin kazandıklarına -genel olarak namaz kılmaması bakımından- haram diyemeyiz. Öğle namazının farzının kılınabileceği son zaman diliminde kazandığına gelince, Cuma namazı için söyleneni burada kıyasa esas olarak almak suretiyle "Haramdır" deriz. Çünkü, Cuma namazına çağrılınca buna gitmeyip çalışan ve kazanan kimsenin -yaptığı hukuki tasarrufların geçerli olup olmadığı tartışmalı olmakla beraber- kazancının haram olduğuna ittifakla hükmedilmiştir. Burada işin kendisi helal/mübah olsa bile, belli bir vakitte yapılması haram kılındığı için, haram olan bir işle elde edilen kazanç da haram olmaktadır.

İş yeri sahibinin sorumluluğuna gelelim:

Bazı işler vardır ki, ertelenmesi, durdurulması büyük zarar ve güçlüklere yol açar. Böyle bir iş söz konusu olduğunda iş sahibi, çalışanların günlük namazlarını kılabilmeleri için tedbir almakla yükümlüdür. Aynı zamanda mümkün oluyorsa Cuma günü, bu namaz ile yükümlü olmayanlardan yararlanmak, onlarla fabrikanın çalışmasını sağlamak, diğerlerinin Cuma'ya gitmelerine imkan hazırlamak mecburiyetindedir. Eğer bu da mümkün olmuyorsa -işin durdurulamaz olması- Cuma ve cemâatin terkini mübah kılan mazeretlerden biri olarak değerlendirilir. Bu takdirde, Cuma'ya gidemeyenler öğle namazını kılarlar.

İşyeri sahibi ve sorumlusu gerekli tedbirleri aldığı ve yükümlü olanlara namazlarını kılma imkanını sağladığı halde namaz kılmayanların, yaptıkları işten hasıl olan üretim ve kazanç işverene haram olmaz; çünkü namazın terkinde onun bir etkisi ve katkısı yoktur.
Namaz kılmayanların çeşitli yaptırımlarla buna mecbur edilmesi konusu üzerinde iyi düşünülmesi gereken çok yönlü bir konudur. Meseleye ibadet kavramı açısından baktığımızda zorla yapılan bir hareketin ibadet olduğunu söyleyemeyiz. Zor ve baskı altında iman edenin, imandan çıktığını söyleyenin bu davranışı nasıl gerçekte "imana girme veya ondan çıkma" sonucu doğurmuyorsa, zorla ibadet eden de ibadet etmiş olmaz; çünkü ibadette belli hareketler yetmez, bunların özgür bir irade ile Allah'a ibadet niyetiyle yapılmış olması gerekir.

Meseleye "emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker: İslam'a göre iyi ve gerekli olanları yaptırma, kötü ve günah olanı yaptırmama/engelleme çabası/ödevi" açısından baktığımızda, bazı mezheplerde olduğu gibi "farz namazları cemaatle kılmak da farzdır" diyenlere göre bütün erkekleri, beş vaktin ezanı okununca camiye gitmeye zorlamak gerekli olur. Cuma namazı bütün mezheplere göre -meşru mazereti bulunmayan- erkeklere farz olduğu için yükümlü olanları buna da zorla göndermek gerekir. Ancak zorlamayı kim yapar" sorusu da önemlidir. Dil ve gönül yoluyla insanları iyiye sevk etme ve kötüden engelleme -eğer daha önemli bir zarar doğurmuyorsa- bütün müslümanların vazifesidir. Bunun dışında yaptırım uygulayarak sevk etme işi kamu otoritesine aittir, sıradan insanların ödevi değildir. Bugün Türkiye'de kamu otoritesi böyle bir zorlamayı ve yaptırımla farz ibadete sevk etmeyi ödev bilmek şöyle dursun, laikliğe aykırı olduğu için şiddetle reddeder ve engeller.

İşveren namaz kılmayanların ücretini kesemez; böyle bir hakkı -emeğin hakkını dini bir ceza olarak vermeme hakkı- yoktur.

Namaz kılmayan, başını örtmeyen müslümanlara iş vermemek, onların bu yüzden örtünmelerini veya namaz kılmalarını sağlamaz; yani yaptırım olarak kullanılan "iş vermeme" tedbiri amacına ulaşmaz. Böyle yapmak yerine müslümanların bu kimselere de şefkat, merhamet ve iyi niyetle muamele etmeleri, iş vermeleri, maddi ve manevi ihtiyaçlarını gidermelerine yardımcı olmaları zaman içinde onların toparlanmalarına, bazı kusurları üzerinde yeniden düşünmelerine, iyi örneklerden etkilenmelerine sebep olabilir.

http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/hayat2/0040.htm