Gönderen Konu: SİGORTA, Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı  (Okunma sayısı 1112 defa)

Çevrimdışı akademikfetvalar

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 800
    • Profili Görüntüle
SİGORTA, Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı
« : Aralık 07, 2016, 07:51:00 öö »
                          T.C.
BAŞBAKANLIK DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU BAŞKANLIĞI


Konu: Sigorta Karar No: 74
Karar Tarihi: 17.09.1997
Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı

                                               SİGORTA

Din işleri yüksek Kurulu,Kurul Başkanı İsmail ÖNER'in başkanlığında, uzun süreden beri üzerinde çalışmakta olan sigorta konusunu sonuçlandırmak üzere toplandı. Yapılan araştırma, inceleme ve tartışma sonunda:

   Sigorta, sigorta kurumu ile sigortalı taraf arasında gerçekleştirilmiş olan akitte belirlenen şartlara göre, kurumun alacağı primler karşılığında, beklenmeyen olay ve kazalar sebebiyle sigortalı tarafın uğrayacağı zararları ve akitte belirlenen diğer tazminatları sigortalı tarafa ödeme mecburiyeti getiren bağlayıcı bir akittir.

   Şekil bakımından sigorta:

   a) Taavüni veya Tebadüli sigorta.

   b) Sabit bir taksit (pirim)karşılığı muvazaa esasına dayalı sigorta olmak üzere ikiye ayrılır.

      Birincisi tamamen karşılıklı yardımlaşma esasına dayanır. Benzer tehlikeye maruz kalabilecek kişilerin hayrı bir anlayışla bir araya gelip muayyen meblâğlar ödeyerek üye olmaları yoluyla kurulur. Yatırılan aidatlar masraftan fazla olursa, ya üyelere dağıtılır veya biriken meblağ meşru şekilde çalıştırılarak birikim artılırır.. üyeler hem sigortalı hem de sigortacı durumundadır. Bugün için uygulama alanı azdır. (1)

   İkincisi, bugün bütün dünyada geniş şekilde uygulanmakta olan sigorta şeklidir: Sigortalı, sigortacı şirket tarafından teknik ve istatistiki hesaplara dayalı olarak belirlenen primleri sigorta şirketine öder. Sigortalılara ödenen tazminattan arta kalan mal, sigorta şirketine kar olarak kalır .. Bu tür sigorta şirketlerinde asıl amaç kar ve kazançtır. (2)

   Bilindiği üzere her canlıda rızkını arama, karnını doyurma arzusu fıtri olduğu gibi insanoğlunun geleceği te'minat altına alma arzusu da fıtridir. "..onlar kendilerini açlıktan doyuran ve korkudan emin kılan şu evin (Kabenin)  Rabbına kulluk etsinler" (Kureyş :3-4) ayet-i kerimesinde, bu iki fıtri temayülün aynı derecede önem taşıdığı vurgulanmıştır.

   Dinimizde iyilik ve takvada yardımlaşma esastır. İslam tarihi insanlara hatta hayvanlara yardım amacıyla kurulmuş vakıflarla doludur.

   Sigorta olayı, başlangıçta insani boyutu ağırlıklı iken sonradan tarihi seyri içerisinde ticari ağırlıklı bir sisteme dönüşmüş, İslami hükümler açısından tereddüt uyandıran bazı hususlar yer almıştır. Bu itibarla sigortanın hükmü konusunda doğru bir sonuca ulaşabilmek için, onun taraflara sağladığı menfaatler ile ilgili bir konu olarak ele alma yanında, dini boyutunu da değerlendirme zorunluluğu vardır. Zira bir müslümanın inancı ve ahlak anlayışının gerekleri ile yaşayışı arasında bir çatışma olmamalıdır. Bu vicdani huzurunu da bir gereğidir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:

"Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyiniz"(Bakara 188)

"Ey müminler. Yer yüzündeki rızkların helal ve temizinden yiyin.."(Bakara 168) buyurulmuş, Hz.Peygamber (s.a.v.)Efendimiz de:

"Mü'min kıyamet günü malını nereden kazanıp, nereye sarf ettiğinden sorumlu tutulacaktır" (3) buyurmuştur.

"Dünyada kendisine takdir edilen rızkı tüketmedikçe hiç kimse ölmeyecektir, dolayısıyla rızkını temizinden araştırıp haramdan sakının " (4) tavsiyesi uyarınca, İslami hükümler dikkate alınmadan düzenlenmiş ve halen uygulanmakta olan kar amaçlı ticari sigorta sisteminin, İslami hükümlere göre meşruiyetinin tartışılması normaldir. Ayrıca her milletin kendine has örfü, inancı ve kültürü ile yoğrulmuş hukuk sistemi, ticaret ahlakı ve sosyal kavramları vardır.

   Kar amaçlı sigorta sisteminin meşruiyeti konusunda, İslam Fıkhının ticaret ve şirket akidlerinde ön gördüğü şeffaflığı gölgeleyen, İslam'ın yasakladığı aldatma ve akdi meçhuller üzerine bina etme gibi fasit unsurları içeren bir mahiyet taşıdığı gibi endişelerle İslam hukuk otoritelerince bir ittifak sağlanamamıştır. Bir kısım alimler sigortanın ihtiyaçtan  doğduğunu, dinde onu yasaklayan kesin bir delil bulunmadığını ileri sürerek caiz olduğunu, bir kısım alimler ise genel anlamıyla bu günkü sigortanın bünyesinde kumar ve müşterek bahis şaibesi ve bu akdin belirsizlik üzerine bina edilmesi gibi akdi geçersiz kılacak unsurlar içermesi gibi hususları ileri sürerek caiz olmadığını savunmaktadırlar. Şimdi bu görüşlere kasaca bir göz atalım:

   Kar amaçlı sigortaya caiz diyenlerin görüş ve deliller özetle şöyledir.

1. Sigorta muavalat akdine benzemektedir.

Muavalat akdinde taraflar arasında hukuki bir rabıta meydana gelmektedir. Taraflardan biri cinayet işlerse diğeri onun diyetini ödemekte buna karşılık, öldüğünde ona varis olmaktadır.

   Sigorta akdinde de, taraflardan biri pirim ödemekte, buna karşılık sigortacı da, onun uğraması muhtemel mal ve can kaybından doğan zarar ve ziyanı ödemeyi  üstlenmektedir. Görüldüğü üzere her iki ak idde de tarafların karşılıklı mali sorumluluk üstlenme durumu vardır

   Muvalat akdini sahabe (R.A) den bir kısmı irs sebeplerinden saymışlardır. Hz.Ömer, Hz.Ali, Hz.İbn Mesut (R.A) bunlardandır. İmam Ebu Hanife ve ashabı da bu görüşü benimsemişlerdir. Mevle'l-muvalat ashab-ı feraizdendir. (5)

2. Hayat sigortası bir tür mudaraba akdidir. Mudaraba, mal bir taraftan emek bir taraftan olmak üzere kar ortaklığı akdidir. Sigorta mal, prim vererek akde iştirak edenlerin, emek de o malı çalıştıran sigorta şirketlerinindir. Kar ise akitte belirlenen şartlara göre şirketin ve iştirakçilerindir. Gerçi mu darabanın sıhhati için taraflardan her birinin karda hissesi bulunmalı fakat muayyen bir pay olmamalıdır. (sigorta akdinde bu muayyendir.) Fakat maslahattan doğan ihtiyaç nedeniyle bu fıkıh şartına muhalefet edilebilir. Bu görüş Men ar sahibinin tefsirinde yer alan şu ifadeye dayanmaktadır. "Birisi başkasına bir mal verse, o da bunu çalıştırıp  kazancından mal sahibine muayyen bir pay verse bu, faize girmez. Zira kar7ın nispî olmasının şart olması konusunda fukahanın sözüne maslahat icabı muhalefet etmede bir sakınca yoktur. Bu muamele hem mal sahibi hem de çalıştıran için faydalıdır,"O halde Hayat Sigortası da sahih bir ak iddir. Çünkü iştirakçiye, şirkete ve topluma faydalıdır. İleriye yönelik bir birikimdir. Sigortalının ölümü halinde varisler yararlanmakta, sağ kalırsa iştirakçi için yardımcı bir unsur olmaktadır. Şeriat ancak zararlı olanı veya zararı faydasından çok olanı haram kılar. (6)

3. Sigorta bütün çeşitleriyle topluma faydalı olan yardımlaşma çeşitlerinden biridir. Hayat sigortası şirket için faydalı olduğu kadar, sigortalı için de faydalıdır. Faizden arındırıldığı takdirde şer'an bir beis yoktur. Sigortalı sözleşmede yazılı müddet içinde hayatta kalırsa sadece verdiğini geri alır, şayet ölürse o zaman da varislerinin sigorta tazminatını almaları onların hakkı olur. (7)

4.Sigorta yeni bir ak iddir. Cumhur-ı Fukaha,Şer'in batıl saydıkları müstesna, ak idlerde ve şartlarda aslolan sıhhattir." Görüşündedirler. Fukahadan bazıları ise "Şeri'den mubah ve geçerli olduğu bildirilmeyen bütün ak idler ve şartlar batıl ve hükümsüzdür."görüşünü benimsemişlerdir. Meseleye Kur'an'ın ve sahih hadislerin genel esprisi ve İslam şeriatının umumiliği dahilinde bir yaklaşım bizi Cumhurun görüşünü tercihe götürebilir.

   Sigorta akdinin kapsamı bellidir. Getirdiği yükümlülükler de taraflar için belli ve açıktır. Sigorta akdinde bazı belirsizlikler olmasına rağmen bu belirsizlikler akdin butlanını  gerektirecek ölçüde değildir. Müslümanların maslahatı da sigortanın mubah olmasını gerektirir. Bekçi tazminatı ile yol tehlikesi tazminatı sigorta akdine uygun düşmektedir.

   Sigorta şirketleri mubah olan işlerle uğraşarak ellerindeki mal varlığını çoğaltabilirler. Bir şeyi haram saymak için kesin bir delil gerekir. Sigortayı haram kılan kesin bir delil yoktur. Aksine, muvalat akdi, sorumluluk sigortasının meşruiyeti için açık bir delildir. (8)

5. Maliklerin, "sahibini ilzam eden va'd" ile ilgili görüşleri de sigortanın cevazına delildir. Malikilerin bu konuda dört görüşü olmasına rağmen bunlardan tercihe şayan olanı dördüncüdür. Buna göre mesela bir kimse evlenmek isteyen fakat maddi imkanı elvermeyen birisine "Sen evlen, mihrin tutarını borç olarak ben öderim" dese, taahhütte bulunan kişinin, evlenene bu va'dettiği meblağı vermesi gerekir.

   Yol tehlikesi ki kefalet hususunda Hanefiler bunu misal vermişlerdir."bir kimse başka birine:şu yoldan git. Burası emin bir yoldur. Şayet başına bir şey gelirse, zararını ben tazmin ederim" diyerek teminat verse; berikide bu yoldan giderken eşkıyalarca soyulsa teminat veren kişinin zararı ödemesi gerekir..Gerçi İbn Abidin bu mesele ile sigorta arasında kıyasa mani fark olduğunu söylemiştir .. (9) Fakat bu, mal sigortası için uygun ve kuvvetli bir delildir ..

6.Hakkında sahih hadisler bulunan ve mezhep imamlarınca da kabul edilen "Akile" sistemi de sigorta için geçerli bir delildir. Birisi diyeti gerektiren bir cinayet işlerse bu diyet caninin yakın akrabası, asabesi, kavim ve kabilesi arasında taksim edilerek mağdur tarafına ödenir. Caninin kimsesi yoksa diyet bey tül maldan karşılanır. Bunda iki gaye vardır: Birisi  hata yaparak cezaya çarptırılan suçlunun yükünü hafifletmek, diğeri de hataya kurban gidenin mağduriyetini karşılamaktır. Ayrıca bir oto kontrol sistemiyle hatayı yapan kişiyi yakınlarının korumadaki taksirlerini cezasız bırakmamaktır.

   Akile sistemi, ölümden, yangından, hırsızlıktan ve benzeri felaketlerden doğan zararı hafifletme yönüyle İslam'dan önce de var olan güzel bir yardımlaşma adeti idi.. (10)

   Kar amaçlı sigortanın caiz olmadığını söyleyenlerin görüş ve delilleri de özetle şunlardır?

1.Sigorta akdi, iddia edildiği gibi, yardımlaşma esasına dayanmaz. Bunda kar gayesi esastır.

2.Sigorta akdinde, bir garar, en azından garar şüphesi vardır. İslam'ın ticari ahlakında garar nehyedilmiştir.

3.Sigorta akdinde kumar şüphesi de vardır. Akde konu olan tehlikelerin olup olmayacağı taraflarca önceden  bilinmemektedir, kimin kazanacağı kimin kaybedeceği meçhuldür. Bu sebeple akit, cehalet üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla prim ve tazminatlar da vukuu müekked olmayan böyle bir hadise üzerine iltizam edilmiştir.

4.Sigortaya riba da girmektedir. Bu, hem sigortalıya yapılan ödemelerde hem de şirketin sermaye artırımında söz konusudur.

5.Ticari sigortada daha başlangıçta taraflar arasındaki eşitlik göz ardı edilmiştir. Sigorta sisteminde kanunlar genellikle şirketten yanadır. Şirket primleri peşin alır, sigortalıya pek azını vereceği büyük bir gelire konar. Ödemeye gelince sigortalının karşısına bir çok engeller çıkarır.

6.Sigorta şayet bir zaruretse zaruretler, kendi miktarınca takdir edilir. Kaldı ki bu şekilde bir sigortayı mecbur hale getiren bir durum da yoktur. Çünkü bu konuda başvurulacak alternatif sigortalar kurulabilir. (11)

7.Bir kimsenin şeran bir tazminatı üstlenme mecburiyeti , ya kefalet, ya tecavüz ya da itlaf yoluyla olur. Sigorta ise bir kefalet akdi değildir. Kefalet akdinde borç deyin-i sahih olmalıdır. Deyin ise, ya ibra ya da ödeme yolu ile zimmetten düşer. Şayet borç bizzat tazmini gereken bir ayn olursa onun alacaklıya teslimi gerekir. Şayet o şey helak olursa, kefil alacaklıya, misliyyattan ise mislini, kıyemiyyyattan ise kıymetini öder.

   Şu halde kefalet akdinde kefil, alacaklı, borçlu ve verilecek şey (borç veya mal), olmak üzere dört unsur vardır. Bu unsurlar olmadan kefalet akdi tahakkuk etmez. Sigorta sözleşmesinde bunlardan hiç biri bulunmamaktadır. Çünkü sigorta sisteminde, sigorta ettirilen mal, sahibinin elindedir. Şirkete teslimi gerekmez. Bu duruma göre sigorta akdi, kefalet akdi değildir. O, ne bir deyin ne de kefalet yoluyla tazmin edilecek bir maldır ..

   Sigorta şirketinin ödeyeceği tazminat, ne bir tecavüz tazminatı ne de bir itlaf tazminatıdır .. Çünkü şirketin, zararın tahakkukunda bir dahli yoktur. Dolayısıyla ne sigortalı malın, şirketin tazmin alanına girmesinin ne de bunun mukabilinde karşı taraftan prim almasının meşru bir yönü vardır.

8.Sigorta akdinin bir mudaraba akdi olduğunu kabul etmek de doğru olmaz .. Zira mudarabe akdi, sermaye mal sahibinden emek, mudarib (parayı çalıştıran) dan, kar da tarafların anlaştıkları nispette aralarında paylaşımı esasına dayanır. Halbuki sigortada şirketin aldığı primleri, sigortacı kendi olarak zimmetine geçirir, istediği gibi tasarruf eder, kar da kendisine ait olur. Tazmini gereken bir zarar meydana gelmediği takdirde, ödenen pirimlerin tamamı sigorta kurumuna kalır, sigortalananların bunda bir payları olmaz. Oysa, mudarebede kar ister az, ister çok olsun, belirlenen nispete göre mudarip ile rabbül mal arasında paylaşılır. O halde sigorta işlemi şer'i hükümlere uygun düşmeyen fasit bir akittir... Ayrıca bu akit tehlikeye muallaktır. Sözleşme anında tehlikenin olup olmayacağı belli değildir. Bunda kimin kazanacağı, kimin kaybedeceği belli olmaması açısından kumar manası da vardır. Bu sebeplerden dolayı böyle bir sigorta akdi, dinen caiz olmaz. (12)

9.İbn Abidin de, denizcilik sigortasıyla ilgili olarak özetle şöyle denmektedir:

Sigorta akdi, gerekli ödenmesi olmayan tazminatı, gerekli kılmak üzere yapılan bir akittir. Halbuki zararı ödemenin dört hukuki sebebi bulunmaktadır. Bunlar?

a.Tecavüz. (öldürmek yakmak vb)

b.İtlafına sebep olmak, (Umumi yollarda izinsiz kuyu açmakla kuyuya birinin düşerek ölmesi gibi.)

c. Birinin malına haksız olarak el koymak.(Gasp, hırsızlık gibi)

d.   Kefalet

Sigortacı ne mütecaizdir, ne telefe sebep olmuştur ne de sigorta ettiği mala el koymuştur. Sigortalı malın kefalet altına alınma durumu da yoktur.

Sigortacı, emaneti beklemesine mukabil ücret alan, emanet edilen eşya helak olduğunda onu ödeme durumunda bulunan emanetçi de değildir. Çünkü sigorta edilen mal sigortacıya teslim edilmiş değildir. Mal, sahibinin elindedir. Gemi sahibini sigortacı kabul etsek, o takdirde de ecir-i müşterek olur, emanetçi olmaz. Gerek ecir-i müşterek, gerekse emanetçi kaçınılması mümkün olmayan ölüm, yangın, suda batma ve boğulma gibi .. felaketlere maruz kalan şeyleri ödemezler.

Gerçek şu ki sigorta akdinde garar vardır. Çünkü akde konu hadisenin olup olmayacağı belli değildir. Resulullah (s.a.v.)? Garardan nehyetmiştir.

Gerçi "İhtiyaçtan doğan bir ak idde garar bulunabilir."Ancak bu ihtiyacın memnu olan şey yapılmaz ise kişiyi sıkıntı ve meşakkate düşürecek derecede olması gerekir. Zamanımızda sigortaya ihtiyaç olduğu kabul edilse bile, ihtiyacın giderilmesi bu şekilde yürüyen bir sigortaya bağlı değildir. Teberru üzerine kurulmuş, yardımlaşma amacı taşıyan bir sigorta sistemleri geliştirmek süre tiyle hedefe varmak mümkündür. (13) Yusuf kardavi bunlara ilaveten şu hususlara da dikkat çekmektedir.

a.   Sigorta akdinde, mesela ilk taksit ödendikten sonra, sigortaya konu olan zarar meydana gelirse sigorta kurumu, akitte belirtilen meblağın tamamının ödeme mecburiyetinde kalıyor. Bu ödemeyi ticari bir ahlak kuralı ile açıklamak mümkün gözükmüyor.

b.    Sigorta sözleşmesinde acımasızlık vardır. Sigortalı üstlendiği primin bir kısmını ödedikten sonra öteki taksitleri ödemeyecek duruma düştüğü takdirde ödemiş olduğu taksitlerin ya hepsi ya da büyük bir kısmı ödenmemiş sayılmaktadır. Bu acımasızlığın insafla bağdaşması imkansızdır.

c.    Tarafların bilerek ve kendi rızalarıyla akdi gerçekleştirmeleri sakıncalı bir akdi meşru hale getirmez. Faiz akdi yapanların bunu kendi rızalarıyla yapmış olmaları faizi meşru hale getirmediği gibi.

d.    Sigortacı ile sigortalı arasındaki ilişkinin karşılıklı yardımlaşma ilişkisi olduğunu söylemek de gerçeklere uygun düşmez.

e.    Sigorta şirketleri mallarını faizle artırmaya çalışırlar. Faizle çalışan kurumlara bir müslümanın ortak ve üye olması savunulamaz.

          f.   Sigortanın temelinde eşitlik muadelet prensibi yoktur. Zengini daha zengin etme gibi kapitalist bir düşünce vardır.

g.   Sigorta akdin imzalayıp bir müddet primlerini yatırdıktan sonra vazgeçme durumunda kalan kimseden büyük bir meblağ kesilerek cüzi bir bölümü iade edilir. Ki, buna şer'i bir mesağ bulmak mümkün değildir. (14)

Lehte ve aleyhte ileri sürülen görüşler özetlemek gerekirse

1.   Akid esnasında kimin kazanıp kimin kaybedeceği belli olmadığı için kumar, garar şaibesi bulunduğu gibi ve akdin meçhuller üzerine bina edildiği,

2.   Sigortacılığın ekonomik alanda faizin muharrik bir unsuru olduğu,

3.   Sigortacılıkta güven duygusunun para karşılığında bir eşya gibi satılmasının söz konusu olduğu,

4.   Bir şahıs veya kurumun, kendi kusurundan kaynaklanmayan bir zararı ödemeye mecbur edilmesinin şer'i bir dayanağının bulunmadığı.

5.   Muvalat akdinin o günkü toplum yapısından kaynaklanan bir olay olduğu ve bazı şartlara bağlı bulunduğu için sigortaya mekisun aleyh olamayacağı,

6.   Akile sisteminin ise tamamen insani amaçlı olup kar gayesi taşımadığı  için sigortaya delil olamayacağı.. gibi sebeplerden dolayı sigortanın İslami genel prensipler açısından caiz olamayacağı savunulmuştur.

Buna mukabil:

1.   Akile sistemi, muvalat akdi, kefalet ve yol riski tazminatı, bekçi ve emanetçi ücretleri ile Malikilerin verilen sözün sahibini ilzam etmesi prensibi,

2.   Yeni bir akid türü olan sigortanın, insanların ihtiyaçlarını karşılaması ve hakkında dinen kesin yasaklayıcı bir nas bulunmaması

3.   Hakkında dinen yasaklayıcı bir delil bulunmayan akidlerde sıhhatin asl olmaması.

4.   Sigorta akdinde belirsizliklerin, onun butlanını gerektirecek boyutta olmaması,

5.   Sigortacılıktaki faizin sigorta akdi ile doğrudan ilişkisinin bulunmaması,

6.   Kumarda, taraflardan birinin, diğerinin malını karşılıksız olarak ele geçirip toplumu ahlaki, içtimai ve ekonomik felakete sürüklemesi söz konusu iken kar gayesiyle de olsa karşılıklı yardımlaşmayı ve zarara uğrayanın mağduriyetini önlemeyi ihdas eden sigortayı kumarla bir tutmanın doğru olamayacağı .. gibi hususlar ileri sürülerek sigortanın caiz olacağı savunulmuştur.

Böylece konunun olumlu ve olumsuz yönleriyle ele alındığı, münferit çalışmalar yanında, çeşitli İslam ülkelerinde birçok sempozyumlar düzenlendiği, fakat bu konuda İslam bilginleri arasında görüş birliği sağlanamadığı anlaşılmaktadır.

Kurulumuz bütün bu hususları değerlendirerek konuyu olumlu olumsuz yönleriyle uzun müddet incelemiş, her iki tarafın ileri sürdükleri delillerin kaynağını araştırmış ve yapılan müzakere ve tartışmalar sonucu şu kanaate varmıştır.

İslam dininde, insanlar arasında iyilik ve takvada yardımlaşma emredilmiş, Müslümanların sıkıntılarıyla ilgilenmeyenlerin gerçek anlamda olgun mü'min olamayacakları belirtilmiştir. O halde insanlardan bir kısmının kendi imkanlarıyla altından kalkamayacakları bir zarara uğramaları halinde, toplumun ve devletin bu tür zararların giderilmesi konusunda gerekeni yapmaları ve bu konuda yeterli ve gerçekçi düzenlemelerde  bulunmaları dini bir vecibedir. Bu itibarla, insanların geleceklerini güven altına almak, can ve mallarını korumak maksadıyla meşru sınırlar içinde gerekli düzenlemeleri yaparak tedbir almalarını, İslam dininin yasaklamış olması düşünülemez. Aksine İslam dini gelecek için tedbirli olmayı, beklenmedik kaza, afet ve felaketlerle karşılaşılması halinde karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma içinde bulunmayı, bu maksatla gerekli kurum ve düzenlemeler oluşturmayı emir ve tavsiye etmiştir. Nitekim, Asr-ı saadette (Medine döneminde) bizzat Rasülüllah (s.a.v) tarafından, Müslümanlardan herhangi birinin karşılaşabileceği, gücünün üzerindeki mali mükelellefiyetler için özel bir fon oluşturulduğu bilinmektedir.

Ancak, bilindiği üzere İslam dini, sadece iman, ibadet ve ahlaki hükümlerden ibaret değildir. Fert ve toplumun maddi-manevi, dini-dünyevi bütün hayatını sosyal, kültürel ve ekonomik bütün ihtiyaçların karşılanmasıyla ilgili faaliyetlerde uyulması gereken kurallar getirmiştir. Fert ve toplum hayatında karşılaşılacak bütün problemlerin, bu kuralların ışığı altında, onlara ters düşmeden çözümlenmesi gerekir. İslami kurallar dikkate alınmadan ve daha çok kar amacına yönelik olarak düzenlenmiş olan sigorta sistemlerinin bütünüyle İslami kurallarla  uyum içinde olmaması, bu kurallarla bağdaşmayan bazı hususları da içermesi normaldir. O halde, ferdi ve içtimai düzeyde yardımlaşma ve dayanışmanın zayıfladığı günümüzde, insanımızın mal, can ve geleceğinin teminatı konusunda ihtiyaç duyduğu güveni sağlayacak ve onun inancına, ahlakına, örfüne ve kültürüne uygun, vicdanının rencide etmeyen bir sigorta düzenlemesinin gerçekleştirilmesine kesin ihtiyaç ve zaruret bulunmaktadır. Nitekim bazı İslam ülkelerinde bu tür çalışma ve uygulamaların başlatıldığı da bilinmektedir.

Yukarıda ifade edildiği üzere, halen yaygın olan ticari sigorta şirket kurumlarının çalışma esasları, İslam hukukçularının akitlerde kabul ettikleri şartlara tam olarak uymamakta ise de, uğranan zarar ve ziyanlar tamamen karşılandıktan sonra, ödenen primlerden artan meblağ, şirketin ortakları  hükmünde görülen sigortalılara kalan teavuni üyelik sigortası caiz olabileceği gibi kar amaçlı ticari sigortacılığın da, yapılacak mevzuat düzenlemesi, ile, faiz, garar ve benzeri, İslami temel kurallarla çelişen hususlardan arındırılarak, dinen meşru yardımlaşma sistemine dönüştürülmesi, en azından yaklaştırılması, mümkün görülmektedir. Bu konuda gerekli araştırma ve çalışmaların yapılması ise, kifai bir farz mahiyetinde bulunmaktadır.

Teavuni üyelik sigortası bulunmaması ve mevcut sigorta sistemlerinde çalışma usulü, primlerin karlılık esasına göre değerlendirilmesi, kar dağıtımı, zarar ve ziyanın karşılanması şartları .. gibi hususlarda, İslami temel kurallara uygun düzenlemelerin  de henüz yapılmadığı durumlarda, bazı şeylerin sigortalanmasına zaruret ve ihtiyaç bulunması halinde ise, İslam fıkhındaki zaruret hükümleri, yol riski tazminatı ve Maliki mezhebinde verilen sözün sahibini ilzam etmesi .. gibi hükümler de dikkate alınarak halen uygulanmakta olan sigorta mevzuatında gerekli görülen hukuki değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapılıp buna göre çalışan sigortalar faaliyete geçinceye kadar, zaruret ve ihtiyaç halinde, halen mevcut sigorta kurumlarında eşya, kasko ve sağlık sigortası yaptırmanın caiz görüldüğüne karar verildi


DİPNOTLAR

1.     El-iktisad-ül Muasır S.51, el-fıkh-ül İslami ve edilletühü C.4, S.441 ve devamı.
2.     El-iktisad-ül Muasır S.51
3.     Riyazüs-salihin C.1, S.441 No:410, Tuhfetü'l-ahvezi C.7,S.84 No:2531
4.     Keşfü'l-Hafa C.1, S.231, et-Tergib, C.2, S.535
5.     Ahmet Taha Es-Senusi Mecelletü'l-Ezher, sayı; 2,3, yıl.1973, Et-Te'min beynel Hilli vet-tahrim S.160 Dr.İsa ABDUH (kısaltılarak alınmıştır.)
6.     Eş-Şeyh Abdulvahhab Hallaf (Merhum) Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesi Şeriat_ı İslamiyye Profesörü Recep 1374 Aralık 1945 Liva_ül İslam da neşredilen hayat sigortası hakkındaki görüşü.et-Te'min beyne'l-hilli ve 't Tahrim, S.154
7.     Merhum Dr.Muhammed Yusuf Musa Kahire Hukuk Fakültesi Profesörü (el-ahram el-iktisadi sayı:132, 15.2.61) et-te'min beynel hilli ve't- tahrim S.159
8.     Eş-Şeyh Abdulhamid es-Saih. Ürdün Şer'i Mahkeme Reisi ve Sabık vakıflar Bakanı (İslami Araştırmalar Cemiyeti 7.Konferansı çalışmalarından naklen) et-Te'min Beynel Hilli ve't-Tehrim, S.164
9.     Dürrü'l Muhtar C.4, S.393 el-Amire abkz. S.368,371, ıstılahat-ı fıkhiyye kamusu C.6, S.274
10.     Prof.M.Zerka et-Te'min beyne'l-Hilli ve't-Tahrim S.127-130 (özet olarak alınmıştır.
11.     Minberu'l-İslam sayı:9-Ramazan 1393-1973 Ocak Dr. Muhammed DÜSSOKİ
12.     Abdurrahman Kıraa Mısır Müftüsü Kahire, Mecelletü'l-Muhamat Sayı 542,yıl 4 sayfa 937 et-Te'min beyne'l - Hilli ve't-Tahrim Dr. İsa Abduh S.171-172 Daru'l-İ'tisam-Kahire (kısaltılarak alınmıştır)
13.     el-fıkhü'l-İslami ve Edilletühü clV ,S.441-445
14.     Yusuf Kardavi den naklen et-te'min Beyne'l-Hilli ve't-tahrim İsa Abdul, S.173-174. Daru'l-İ'tisam Kahire




İsmail ÖNER         Prof. Dr. İbrahim ÇALIŞKAN   

Din.işl.Yük.Krl.Bşk.      Din.işl.Yük.Krl.Bşk.Vekili      





Prof.Dr. Şerafettin GÖLCÜK   Prof.Dr. Mehmet HATİPOĞLU

Üye                                       Üye



                       (Görevli)

Yaşar İŞCAN            Şükrü ÖZBUĞDAY

Üye                                 Üye



Hasan Şakir SANCAKTAR      Lütfi ŞENTÜRK   

Üye                                       Üye         



Seyfettin YAZICI         İrfan YÜCEL   

Üye                                       Üye   


« Son Düzenleme: Aralık 07, 2016, 08:11:45 öö Gönderen: akademikfetvalar »