KAİNATIN KALBİNE YOLCULUK, Bünyamin ALBAYRAK > VII- MİNA

MİNA

(1/1)

vaizismail:
MİNA

Mekke ile Arafat arasında, ikisini birbirine bağlayan yol üzerinde bir yerdir. Burası birinci ve ikinci Akabe bey'atlarında Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Medineliler arasındaki görüşmenin gerçekleştiği yerdir. Akabe Cemresi ile Muhassır Vadisi ara¬sında kalan yere Mina denilir.
Mina'da bulunan Hayf mescidi Selahaddin tarafından yaptı¬rılmış, daha sonraları 1467 yılında Memluk Sultanı Kayıtbay tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. Bu mescidin ön tarafında Kevser suresinin nazil olduğunu bir hocamızdan dinlemiş¬tim.
Bu bölgeye Mina adının verilmesiyle ilgili iki görüş vardır.
1-   Hz. Âdem (a.s), Mina'dan ayrılmak isteyince Cebrail ona "temenni et" demiştir. Âdem peygamber de cenneti temenni etmiş. Bundan dolayı buraya Mina adı verilmiştir.
2-   Burada kurban kesildiği için kan akıtmak anlamına gelen "Mina" kelimesi "İmna" kökünden türemiştir. Bu nedenle bu¬raya Mina adı verilmiştir. Bu görüş daha yaygındır.
 
a) Hz. İsmail'in Kurban Edilmesi
İsmail (a.s.) büyümüştür, çocukluğunu bitirmek, ergenlik çağına girmek üzeredir. Bakanları bir daha baktıracak fizikî güzelliktedir ve o ölçüde de ahlakî güzelliğe sahiptir. Annesi Hacer'in yardımcısı ve Hacer'in gözbebeğidir. Issız Mekke tepelerine bırakılmalarının üzerinden yıllar geçmiştir. Zaman içerisinde bırakıldıkları vadi bir yerleşim yeri haline gelmiş, her geçen gün de bu vadide ikamet eden insanlarının sayısı artmıştır.
İbrahim (a.s.) da ara sıra eşi Hacer ve oğlu İsmail'i görmeye gelmektedir.
Bir gün İbrahim (a.s.) rüyasında oğlu İsmail'i boğazladı¬ğını görür. Ya da İsmail'i kurban etmesi kendisine emredilir. Bu rüyadan bir şey anlamaz, ancak içine korku ile karışık bir duygu düşer. İkinci gece aynı rüyayı bir daha görür. Bu sefer bir kat daha dehşete düşer. Bu dehşet ve karmaşık duygular içinde bulunurken, üçüncü gece de aynı rüyayı tekrar görün¬ce, mesele kafasında netleşir.
Emir açıktır, oğlu İsmail'i kurban etmesi istenmektedir. Her ne kadar ilahî emirler Cebrail (a.s.) tarafından gönderiliyorsa da peygamberlerin rüyaları da sahihtir, rüyalar da vahyin cüz¬lerinden bir cüzdür. İbrahim (a.s.) hiç kimseye bir şey söyle¬meden yola koyulur, aldığı emrin gereği yerine getirilecektir.
İbrahim (a.s.) Mekke'ye gelir, eşi Hacer'e oğlu İsmail'i hazırlamasını ve birlikte bir yere gideceklerini söyler. İsmail hazırlanır, babası ile birlikte yola koyulurlar.
Bu arada şeytan da boş durmaz. Önce yolculuğu esnasında İbrahim (a.s.)'a musallat olur. Bir peygamberin oğlunu nasıl kurban edebileceği, bundan vazgeçmesi gerektiği yönünde yaptığı bütün telkinler boşa çıkmıştır. Şeytan'ın bütün çabala¬rına İbrahim (a.s.)'ın verdiği cevap nettir:
—Biz Rabbimiz'e teslim olmuş kullardanız. Mel'un şeytan, yanımdan defol!
Bu sefer de Hacer'e musallat olur. Der ki: "İbrahim oğlu¬nu nereye götürüyor, biliyor musun? Oğlunu kesecek, kurban edecek." Daha başka birçok yalan yanlış telkinlerde bulunur. Hacer der ki:
—İbrahim çok merhametlidir, o evladını boğazlamaz. An¬cak Rabbi ona böyle bir şeyi emretti ise, o emri yerine getir¬melidir. Bize düşen Rabbimiz'in emrine teslim olmaktır." Bu¬radan da bir sonuç alamayan şeytan, boğazlamanın yapılacağı yere, İbrahim ile oğlu İsmail'in yanına gider. İsmail'e yanaşır ve ona babasının kendisini boğazlayacağını söyler:
—"Ey İsmail, haberin yok, baban seni boğazlamaya götürü¬yor."
—Babam beni boğazlamaz. Eğer Rabbi ona böyle bir emir verdi ise, biz Rabbimiz'in emrine amadeyiz." İbrahim (a.s.), Şeytan'ın oğluna iliştiğini fark eder. Oğluna Şeytan'ı yanın¬dan kovmasını, taşlamasını söyler. İsmail babasının dediğini yapar ve Şeytan'ı taşlar. Şeytan başarısız olmuştur, önce İbra¬him, ardından Hacer, şimdi de kurbanlık İsmail şeytana karşı, Rablerine tam bir teslimiyet örneği göstermişlerdir.
Bu arada bugün Mina olarak isimlendirilen mevkiye gelin¬miştir. İbrahim(a.s.) oğluna seslenir:
—"Yavrum, rüyamda bana seni boğazlamamı, kurban et¬memi emrettiler. Bu Rabbimiz'in bir emridir. Ona uymak, tes¬lim olmak bizim vazifemizdir." Bu durum Kur'an-ı Kerim'de şöyle haber verilmektedir:
"Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum. Bir düşün, ne dersin? dedi." O da cevaben:
—Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi." (Saffat; 37/101,102)
İbrahim (a.s.) oğlunun bu teslimiyeti karşısında Rabbine hamd etti. İsmail son sözlerini söyledi:
—Babacığım, ellerimi, ayaklarımı ve gözlerimi bağla, bir de yüzümü yere doğru tut ki, yüzümü görüp de merhamet duyguların kabarır, belki kalbine bir şüphe düşer. Elbiselerin de kanlanmasın, annem kanlı elbise görmesin. Anneme de se¬lamımı söyle."
Bu olayı hayret ve dehşet içinde bütün melekût âlemi seyre-diyordu. Tarihin en büyük dramı ve teslimiyeti yaşanıyordu. Bir tarafta yıllarca evladı olmayan bir baba, yıllar sonra evlat sahibi oluyor, şimdi de bu tek evladını Rabbine kurban edi¬yordu.
Hazırlıklar tamamlanmıştı, İbrahim (a.s.) bıçağı oğlunun boğazına çaldı. O da ne, değişen bir şey olmamıştı; merhame¬ti galebe çalmış, bıçağı hafif tutmuş olmalıydı, ikincide bütün gücünü toplayarak bıçağı çekti. Yine bir şey olmamıştı. Bir daha denedi, bıçak yine kesmemişti. Alnında biriken terleri silen İbrahim (a.s.)'ın beyninde bir şimşek çaktı. Ateşe atıldı¬ğı günleri hatırladı, devasa ateşe Rabbi ne demişti:
-"Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol!.." (Enbi-ya;21/69) Şimdi de:
"Ey bıçak! İsmail'i kesme!" emri verilmişti. Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor ki:
-"Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik." (Saffat; 37/103-104-105-106)
Tam bu sırada semadan bir ses işitilir."Allahü ekber, Allahü ekber!" Gelen Cebrail (a.s.)'dır. Yanında da bir koç vardır. Bu muhteşem manzarayı gören İbrahim (a.s.):"La ilahe illallahu vallahü ekber" dedi.
Olanlara şahid olan İsmail (a.s.):"Allahü ekber ve lillahil hamd" dedi. Bütün kâinat bu tabloyu hayret ve dehşetle sey¬retmekte idi. Bu hadisede son noktayı âlemlerin Rabbi koy¬du:
-"Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık; İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır." (Saffat; 37/107-108¬109-110-111)

b) Şeytan Taşlama
Şeytan taşlama; kötülükleri, haksızlıkları, zulmü ve zorba¬lığı bir protesto anlamı taşır. Şeytan taşlayan hacı, bu hareke¬tiyle şeytana, şeytanın yoluna uyanlara ve bütün kötülüklere karşı çıkışını sergilemiş ve kendisinin de bundan böyle asla şeytana uymayacağını ortaya koymuş olur. Şeytanın orada ol¬duğunu düşünmek bir yanlışlıktır. Oradaki bir semboldür. Arafat’ta nefsiyle hesaplaşanların, Müzdelife’de Mevlasıyla bulu¬şanların, Mina da mevzi alma, şeytana ve taraftarlarına karşı durma zamanı gelmiştir.
Müzdelife'den sonra şeytandan intikam almak için uzun bir yol yürürüz. Ne kadar da zormuş ona ulaşmak? Fakat o bize çok yakın ve nefisle ittifak halinde! Bir simgeden ibaret olan cemerata yedi taşı atarken adeta şöyle niyetleniyoruz: Yalana, gıybete, iftiraya, hasede, hıyanete, nifaka ve ahde vefasızlığa son. Dilimizde "Bismillahi, Allahu ekber rağmen li'ş-şeytani ve hizbih" (Allah'ın adıyla, şeytan ve taraftarlarına karşı Allah en büyüktür) Bir daha dönmemek üzere tövbe edi¬yoruz. Aman dikkat edelim şeytan taşlamaya giderken şeyta¬na taşlanmayalım. Tövbe edip bir daha geri dönmek, şeytanı mutlu edecektir.

Şeytan Nasıl Taşlanır?
Bayramın birinci günü Büyük Şeytan "Akabe Cemresi"ne yedi taş atılır.
İkinci, üçüncü ve dördüncü günlerinde ise, "Büyük, orta ve küçük Şeytanlara" yedişerden 21' er taş atılır. Taşlama küçükten büyüğe doğru yapılır. Şeytan taşlama haccın vaciplerindendir.
Şeytan taşlama, Hz. İbrahim (a.s.) ile başlar. İbn Abbâs; Peygamber (s.a.s.)'in şöyle dediğini rivayet eder:
"İbrahim (a.s.) Hac menâsiki için geldiğinde, Akabe cemresi yanında şeytan O'na gözüktü, İbrahim (a.s.) ona yedi taş atarak yere geçirdi. İkinci cemre yanında tekrar Hz. İbrahim'e gözüktü. Aynı şekilde ona yedi taş atarak yere geçirdi. Üçüncü cemre yanında yine gözükünce, aynı şekilde yedi taş attı, nihayet şeytan yerin dibine geçti. " İbn Abbâs: "Şeytanı taşlıyorsunuz ve babanız (İbrahim)'in sünnetine tâbi oluyorsunuz" dedi. (Ahmed b. Hanbel, I,
297)
Hanefî Mezhebine göre, şeytan taşlama vaciptir. Bunu terkedenin kurban kesmesi gerekir. Vacip oluşunun delili, Rasûlullah (s.a.s.)'in sünnetine dayanan ümmetin icmaıdır. (el-Kâsânî, Bedâiü's-Sanâyi, II, 136)
Nitekim Câbir (r.a.), Peygamber (s.a.s.)'in kurban günü bine¬ğinin üzerinde olduğu halde cemrelere taş atarken şöyle dedi¬ğini rivayet eder:
"Menâsikinizi benden almanız için böyle yapıyorum. Çünkü bu haccımdan sonra tekrar hac edeceğimi bilmi¬yorum." (Müslim, Hac, 310)
Süleyman b. Amr b. el-Ahvas'ın anası: "Peygamber (s.a.s.)'i vadinin ortasında gördüm şöyle diyordu: "Ey insanlar! birbirinizi öldürmeyin. Cemreleri attığınız zaman nohut tanesi büyüklüğünde taşlar atınız" demiştir." (Ebu Da-vud, Menâsik, 77)
İbn Abbas ise şöyle diyor: "Hz. Peygamber (s.a.s.); Gel be¬nim için taş topla, dedi. Ben de fiske taşı büyüklüğünde çakıl taşları topladım." Taşları avucuna koyunca şöyle dedi: "İşte bunun gibi taş atınız! Dinde aşırı gitmekten sakınınız. Şüphesiz sizden öncekileri, dinde aşırı gitmek helâk etmiştir." (Nesâî, Menâsik, 217)
Taşları atarken tekbir getirmek müstahabdır. Süleyman b. Amr b. El Ahvas'ın anası şöyle diyor: "Ben Rasûlullah (s.a.s.)'ın Kurban Bayramı günü Akabe cemresi yanında vadinin ortasında durup cemreye yedi taş attığını, her taş¬la birlikte tekbir getirdiğini ve taşları attıktan sonra ora¬dan ayrıldığını gördüm." (İbn Mâce, Menâsik, 64)

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git