KAİNATIN KALBİNE YOLCULUK, Bünyamin ALBAYRAK > XIII- TEN'İM MESCİDİ

TEN'İM MESCİDİ

(1/1)

vaizismail:
TEN'İM MESCİDİ

"Ten'im" mescidi, "Umre" ya da "Hz. Âişe Mescidi" adıyla da bilinir. Hz. Âişe validemiz Peygamberimizle birlik¬te hac için Mekke'ye geldiğinde, bayanlara ait özel hâli sebe¬biyle Umre yapamamış, sadece hac yapmak zorunda kalmıştı. Haccını tamamlayıp Mina'da, özel hâli bitince, durumu Efen¬dimize bildirdi ve:
"Ya Rasûlullah! Herkes bir hac ve bir Umre ile Medine'ye dönüyor da, ben bir hac ile dönüyorum" diyerek üzüntüsünü dile getirdi.
Bunun üzerine Efendimiz, Hz. Aişe validemizin erkek kar¬deşi Abddurrahman'ı çağırarak;
"Ey Abdurrahman! Kız kardeşini devenin arkasına al, Ten'im'den itibaren umre yaptır. Tepelikten inip oraya varınca ihrama girsin. Zira yapacağı, kabul görecek bir umredir" (Kütüb-i Sitte c.4, Had. No. 1316.) buyurdu. Yani burası Âişe validemizin Umre yapmak için ihram'a girdiği yerdir.
Uhud savaşından dört ay sonraydı. Haince bir planla Hubeyb ile Zeyd pusuya düşürülüp esir alınmış ve Mekke'ye götü¬rülmüşlerdi. Uhud ve Bedir savaşlarında öldürülen babaları¬nın intikamını almak, işkence yapıp eziyet çektirdikten sonra öldürmek amacıyla Hz. Hubeyb'i, Haris bin Amir'in çocukla¬rı yüz deveye, Hz. Zeyd'i de Saffan bin Umeyye elli deveye satın almışlardı.
Müşrikler, avını ele geçirmiş aç canavarlar gibi intikam ate¬şinden alev alev olmuş gözleriyle, bu iki sahabeyi zincirlere vurup, sevinç naraları atarak Ten'im mevkiine götürdüler.
Ten'im adeta panayıra dönüşmüş, çoluk çocuk, genç ihtiyar, kadın erkek oraya dökülmüştü. Müşriklerin ileri gelenleri de oradaydı. Bu iki mazlumun öldürülüşünü seyredecek, kendi¬lerince Bedir ve Uhud'un intikamını almış olacaklardı. Önce Hz. Zeyd'i getirdiler. Onu bir hurma kütüğüne bağladılar. Di¬ninden dönmesi için teklifte bulundular. Hz. Zeyd onların bu tekliflerine: "Hayır, vallahi hiçbir zaman dinimden dönmem, imanımdan olmam." diyerek cevap verdi.
Bu sefer Ebû Süfyan yaklaşarak sordu: "Ey Zeyd, Allah için söyle! Şimdi burada senin yerinde Muhammed bulunup da, O'nun boynunu vurmamızı, sende çoluk çocuğunun arasında sağ salim yaşamayı istemez misin?"
Hz. Zeyd sarsılmaz bir imanla şöyle cevap verdi: "Hayır, Asla! Değil bir, bin tane canım olsa, onları tek tek alsanız dahi, Onun ayağına bir tek dikenin bile batıp incitmesine razı olamam!"
Bu cevap karşısında şaşkına dönen Ebu Süfyan; "Ben, in¬sanlar içinde hiçbir insanın bu kadar sevildiğini görmedim." demekten kendini alamadı. Ve... Hz. Zeyd göğsüne saplanan mızrakla cennetteki makamına yükseldi.
Sıra Hz. Hubeyb'e gelmişti. Ona da dininden dönmesini teklif ettiler. O da kabul etmedi. Hz. Hubeyb, son olarak Rabbının huzuruna çıkmak istiyordu, "Müsaade ederseniz, bıra¬kın da iki rekât namaz kılayım" dedi. Müsaade edildi.
Hz. Hubeyb, adab ve erkânı ile huşu içinde iki rekât namaz kıldı, sonra müşriklere dönüp; "Vallahi, eğer ölümden korktu da namazı uzattı zannına kapılmayacağınızı bilseydim, nama¬zı uzatırdım." dedi.
Onu bir hurma ağacına bağladılar ve attıkları mızraklarla şehid ettiler. Ruhunu teslim edeceğini anlayan Hz. Hubeyb, Rasûlullah'a selam göndermek istedi ve son sözleri "Allah'ım, sen bize Rasûlunün Peygamberliğini tebliğ ettirdin. Bize reva görüleni de sabahleyin Rasûlune eriştir. Allah'ım selamımı Rasûlune ulaştıracak kimseyi bulamadım. Ne olur selamımı sen ulaştır." oldu.
O sabah Efendimiz ashabıyla sohbet ediyordu. Birden üze¬rinde Vahiy hali belirdi "Ve aleyhisselam" dedi. Sahabiler, "Kimin selamını aldın, Ya Rasûlullah?" diye sorunca, Pey¬gamberimiz: "Kardeşiniz Hubeyb'in selamını. Müşrikler onu şehit ettiler" dedi. Selamı tebliğ eden, Cebrail (a.s.) idi. (Sahabiler Ansk. c.2, s.663)

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git