KAİNATIN KALBİNE YOLCULUK, Bünyamin ALBAYRAK > XIV- CİRANE MESCİDİ

CÎRANE MESCİDİ

(1/1)

vaizismail:
CÎRANE MESCİDİ
   
Hac/Umre ziyaretine giden müslümanların, Mekke'den ih¬rama girip, niyetlenmek için gittikleri yer. Buranın tarihi önemi ise şöyledir: Huneyn Gazvesi, Mekke fethinden onaltı gün sonra, Huneyn vadisinde yapıldı. (6 Şevval 8/27 Ocak 630). Huneyn vadisi, Mekke ile Tâif arasında bulunuyordu. Mekkeye on ki¬lometre mesafede, fakat Taife daha yakındı.
Hevâzin, Arap yarımadasında yaşayan en büyük Arap ka-bilelerinden bir kabileydi. Bu kabile, daha Mekke fethinden önce, diğer Arap kabilelerini müslümanlar aleyhine kışkırt¬makta idi. Hâlbuki müslümanlık, Hudeybiye barışından son¬ra, Arabistanın her tarafına yayılmış, hatta puta tapıcılığın merkezi bulunan Mekke, müslümanların eline geçmiş, Kâbe deki putlar bile yıkılmıştı. Bu hal, Hevâzin kabilesine fena dokundu. Aynı âkıbetin kendi başlarına da geleceğini hesap¬layarak propagandaya başladılar: "Muhammed, harb usulünü bilmeyen Kureyşîlere üstün geldi. Bizleri Mekkeliler gibi mi sa¬nıyor?" diyorlar, müslümanlara karşı saldırmak için hazırlık yapıyorlardı.
Rasûl-i Ekrem, düşmanın bu teşebbüslerini haber aldı. Ay¬rıca tahkik de ettirdi. Huneyn vadisinde birikmiş olan düşman kuvvetlerini dağıtmaya hazırlandı. On iki bin kişilik bir kuv¬vetle harekete geçti. Mekke’den kalktı, düşmana karşı yürü¬dü.
İslâm ordusu, sayıca ve malzemece üstün bir durumda görü-lüyordu. Bu hal, birçoklarının kalblerine gurur getirmişti: "Bu ordu, artık yenilmez!" diyenler oluyordu. Hâlbuki her bakım¬dan maddî sahada üstünlüğü sağlamakla beraber, maneviyatı ihmal etmemek, başarıyı Allah’tan dilemek gerekiyordu. Bu durum Kur'an da şöyle ifade edilmektedir: "Andolsun, Allah birçok yerde ve Huneyn savaşı gününde size yardım et¬miştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet (bozularak) gerisin geriye dönüp kaçmıştınız. Sonra Allah, Rasûlü ile mü'minler üzerine kendi katından güven duygusu ve hu¬zur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır." (Tevbe, 25-26)
Huneyn Savaşı oldukça çetin geçmişti. Neticede düşman mağlup olmuş ve geride çok miktarda ganimet bırakmıştı. Efendimiz savaştan elde edilen ganimetlerin Cîrane'de top¬lanmasını emretti. Toplanan ganimetler müslümanlar arasın¬da burada taksim edilecekti.
Bunlar dağıtılırken Allah Rasûlü, daha ziyade Mekkelileri gözetir gibi davranmış, ganimetlerin çoğunu onlar arasında dağıtılmış, bazı şahıslara hususiyet arz edecek şekilde paylar vermişti. Bunlar, kalplerinin İslâm'a ısındırılmasında büyük fayda ve zarûret olan insanlardı.
Verilen deveydi, altındı, gümüştü; fakat korunmak istenen, dindi ve fertlerin gönüllerinin İslâm'a ısındırılmasıydı. Zira Mekke'nin fethi, çok kısa bir zaman önce gerçekleşmiş ve Mekkelilerin bazılarında bir burukluk hâsıl olmuştu. En azın¬dan herkesin, az da olsa onuru, gururu kırılmıştı. Oysa Mekkeliler için onurları her şeyleri idi.
Ancak bu taksim, Ensar'dan bilhassa gençleri biraz rahat¬sız etmişti. Hatta bazıları; "daha onların kanı kılıçlarımızdan damlıyor, hâlbuki en fazla payı da onlar alıyorlar" demişlerdi. Bu ise, fitne başlangıcıydı. Eğer bu fitne, durdurulamazsa, önü alınamaz bir yangın haline gelebilirdi. Kaldı ki, Allah Rasûlü'ne karşı yapılacak en küçük bir itiraz, insanı dinden, imandan eder ve ebedî hüsrana uğratır. Bu ise, birinci fitneden daha büyük bir musibettir.
Sa'd b. Ubâde (r.a.), bu durumu derhal Allah Rasûlü'ne bildirdi. Gerçi söyleyenler hep gençlerdi; yaşlılardan hiçbiri¬nin aklından böyle bir şey geçmemişti; ancak bu fitnenin önü alınmazsa iş büyüyebilirdi.
Allah Rasûlü, hemen Ensar'ın bir yerde toplanmasını ve aralarına başka kimsenin de alınmamasını emretti. Ensar top¬landı ve Allah Rasûlü, onlara şu hutbeyi irad buyurdu: "Ey Ensar Topluluğu! Duydum ki, gönlünüzde bana karşı bir kır¬gınlık hâsıl olmuş."
Söze böyle başlaması, kitle psikolojisi açısından müthiş bir başlangıçtı. Çünkü hiç beklemedikleri, çoğunun da toplanma sebeplerinin ne olduğundan habersiz olduğu bir topluma, ilk defa böyle bir sözün söylenmesi, aniden vurulan tokat gibi, herkesi kendine getirici mahiyette idi ve getirdi de.
Sahabe, zaten Allah Râsulü'ne itiraz edemezdi. En fazla, kalplerinde bir burukluk hâsıl olabilirdi ki, bu da Resulullah’ın tedbiriyle her zaman giderilebilirdi.
Evet, Allah Rasûlü'nün bu ilk cümlesi, kalplerinde burukluk olanlara müthiş şekilde tesir etmişti. Derhal herkeste bir toparlanma oldu ve gözler Rasûlullah'a yöneldi. Herkes, dikkat kesilmiş, söylenecekleri merakla bekliyordu. Allah Rasûlü'nün bu ilk cümlesi, istenen faydayı temin etmişti ama üst üste birkaç hamle daha yapması gerekmekteydi. İşte Allah Rasûlü'nün hamleleri:
"Ben geldiğimde, siz dalâlet içinde değil miydiniz? Allah, benimle sizi hidayete erdirmedi mi?"
"Ben geldiğimde, siz fakr-u zarûret içinde kıvranmıyor muydunuz? Allah, benim vesilemle sizi zenginleştirmedi mi?
"Ben geldiğimde siz, birbirinizle düşman değil miydiniz? Allah, benimle sizin kalplerinizi telif etmedi mi?"
Efendimiz, her cümle ve soruyu bitirdikçe Ensar'dan top¬luca şu ses yükseliyordu: "Evet, evet, minnet Allah'a ve Rasûlü'nedir!.."
Efendimiz, tam zamanında ve yerinde sözün mecrasını çe¬virdi. Hisler galeyana geldiği şu handemde derhal Ensar na¬mına da yine kendisi konuştu. Onların diyebileceği, en kötü ihtimalle, şu sözler olabilirdi ve işte o sözleri Allah Rasûlü söylüyordu. Zaten bir Müslüman, kendi peygamberine karşı bu şekilde hitap etmiş olsaydı mahvolur giderdi. İki Cihan Serveri devam etti:
"Ey Ensar Topluluğu! Dileseydiniz, bana başka türlü de ce¬vap verebilirdiniz. Meselâ şöyle diyebilirdiniz: Mekke'den bize tekzip edilmiş olarak geldin ve biz sana inandık; terk edilmiş olarak geldin, biz sana sahip çıktık; yurdundan kovulmuş olarak geldin, biz senin bütün ihtiyaçlarını karşıladık! Bana bu şekilde cevap vermiş olsaydınız, doğru söylemiş olacaktı¬nız. Sizi yalanlayan da olmayacaktı.
Ey Ensar Topluluğu! Müslüman olmalarını istediğim bazı kişilere bir miktar dünyalık verdiğim için, kalben gücendi ise¬niz herkes evine, deveyle, koyunla dönerken, siz evlerinize Rasûlullah'la dönmek istemez misiniz? Nefsim kudret elin¬de olan Allah'a yemin ederim ki, insanların hepsi, bir vadi¬ye, Ensar da başka bir vadiye gitse, ben hiç tereddüt etmeden Ensar'ın gittiği tarafa giderim. Eğer hicret meselesi olmasay¬dı, ben Ensar'dan biri olmayı ne kadar arzu ederdim. Ey Allahım! Ensar'ı, çocuklarını ve torunlarını sen koru!".
Bu sözler karşısında ağlamayan tek fert kalmamıştı. Her¬kes, hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve güçleri yettiği kadar da "Allah ve Rasûlü bize yeter. Biz başka şey istemiyoruz." diye mırıl¬danıyorlardı.
Efendimiz Cirâne'de bulunduğu süre içinde namazlarını mescide giderek kıldı, duada bulundu, sonra da umre yapmak için ihrama girdi. Cirâne'den ayrılarak Ashabıyla Mekke'ye doğru hareket etti. Yol boyunca telbiye getiren Efendi¬miz, Beytullah'ı görünce telbiyeyi kesmişti.

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git