KAİNATIN KALBİNE YOLCULUK, Bünyamin ALBAYRAK > I- MEDİNE-İ MÜNEVVERE

MEDİNE-İ MÜNEVVERE

(1/1)

vaizismail:
MEDİNE-İ MÜNEVVERE

Medine-i Münevvere ilk İslâm devletinin kurulduğu ve için¬de yeryüzünde ibadet kasdıyla yolculuk yapılabilecek üç mescidden biri olan, Mescid-i Nebî'nin bulunduğu Arabistan'ın Hicaz bölgesinde yer alan kutsal şehirdir. Şehrin eski adı Yesrib iken, Hicretten sonra Rasûlullah (s.a.s.) bu adı değiştirerek bu¬raya Medine demiştir. Medine-i Münevvere'nin bu iki ismi¬nin yanında başka isimleri de var ki, bunlardan bazıları şun¬lardır: Tâbe, Tayyibe, Daru'l-İman, Daru's-Sünne. (Abdullah el-Endelusî, Muc'emu Ma İste'ceme, Beyrut 1983, IV, 1201, 1202).
Medine-i Münevvere, Mekke-i Mükerreme'den yaklaşık olarak dörtyüz km. kuzeyde, Kızıldeniz'den de yaklaşık iki yüz km. içerdedir. Çorak Arabistan ovaları içerisinde bolca suya sahip olması ona ayrı bir özellik vermektedir. Toprak yapısının suyun yeraltında depolanmasına elverişli olması Medine halkının burada tarımla uğraşmasına imkân sağla¬mıştır. Üretilen mahsullerin başında hurma gelmektedir. Ayrı¬ca portakal, limon, üzüm, şeftali, muz, incir ve kayısı bağları bulunmaktadır. Medine'de yazlar sıcak geçer, ancak bununla birlikte havası bunaltıcı olmayıp gayet lâtiftir. Kışlar ise serin ve yağmurludur.
Medine-i Münevvere tarihi seyri içerisinde en önemli döne¬mini hicretle birlikte kurulan yeni İslâm devleti'yle yaşamaya başlamıştır. İlk İslam devletini Medine'de kuran ve herkesin (müslim-gayrimüslim) haklarını ve görevlerini tesbit eden bir anayasa hazırlayan Peygamber efendimiz, geleceğin İslam imparatorluğunun da merkezine böylece Medine'yi oturtmuş; kurmuş olduğu bu devletin tabii başkanı kendisi olmuş; bütün işler kendisinin emir ve talimatları doğrultusunda yürütülme¬ye başlanmıştı. Rasûlullah (s.a.s.), toplumun teşkilatlandırıl¬ması ve buraya hicret eden Muhacirlerin problemlerinin çö¬zümlenmesi ile uğraşırken, diğer taraftan kurulan yeni devleti tehdid eden müşrik güçlere karşı korunabilmesi için tedbirler almıştı.
Hicretten hemen sonra, Rasûlullah (s.a.s.)'ın ilk iş olarak yaptığı şeylerden birisi de bir mescit inşa etmek olmuştur. Bu mescid, günlük beş vakit namazların kılındığı yer olma¬nın yanında, aynı zamanda kurulan devletin idare merkezi konumundaydı. Siyasî, askerî, sosyal bütün meseleler burada çözüme kavuşturulduğu gibi, eğitim, öğretim faaliyetleri de burada yürütülürdü.
Medine Rasûlullah (s.a.s.)'den sonra, Ebu Bekir (r.a.), Ömer (r.a.) ve Osman (r.a.)'ların hilafetlerinde İslâm devletinin merkezi olma hüviyetini korumuştur. Hz. Osman (r.a.)'ın hilafetinin sonlarına kadar müslümanların fitneden uzak bir hayat yaşadıkları, Medine, Hz. Osman (r.a.)'ın şehid edilme¬siyle çalkantılı günler yaşadı. Hz. Ali (r.a.)'ın halife seçilme¬siyle İslâm devletinin başkenti Kûfe'ye nakledilmişti. Siyasî çekişmelerden uzak kalan Medine bundan sonra, Rasûlullah (s.a.s.)'ın şehrinin manevî havasını teneffüs etmek ve onun sünnetini bizzat kaynağında öğrenmek isteyen kimseler için bir sığınak olmuştur.
Ashab'ın ileri gelen âlimlerinin bir kısmı, İslâm coğ¬rafyasının değişik yerlerine dağılırken, diğer bir kısmı da Medine'den uzaklaşmayarak burada insanlara sünneti öğ¬retmek için gayretli çalışmalar yaptılar. Fıkhî mezheplerin ekolleşmeye başlamasıyla birlikte, Medine'de de sünnete sıkı sıkıya bağlı kendine has bir fıkıh anlayışı oluşmuştu. Irak'ta İmam Azam'ın ders halkalarında Hanefî fıkhı şekillendiği sı¬rada, Medine'de de Medine'nin imamı Malik b. Enes'i çevre¬leyen ders halkalarında Medine fıkhı (Maliki Mezhebi) tedvin edilmeye başladı.

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git