KAİNATIN KALBİNE YOLCULUK, Bünyamin ALBAYRAK > XVI- KÜÇÜK MESCİDLER

KÜÇÜK MESCİDLER

(1/1)

vaizismail:
MESCİDİ ĞAMAME

Bu mescide "musalla mescidi" de denir. Efendimiz (s.a.s.) kendi zamanında bayram namazlarını, yağmur namazları ve dualarını binasız boş arazi olan bu mekânda yapardı. Efendi¬miz (s.a.s.) yağmur duası yaptığında bir bulut gelir ve hemen yağmur verirdi. Bundan dolayı buraya bulut manasına "Ğamame" denmiştir.
Bir başka rivayete göre; Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'i ha¬yatı boyunca başı üzerinde bulunarak gölgelendiren bulutlar, Efendimiz (s.a.s.)'i âlem-i bekâya göçünden sonra da, O'nu hemen terk etmemişler. Bir vefâ isareti olarak semâda bulun¬dukları konumda iki, üç gün beklemişler. Mescid-i Nebevî yakınında bu mevkiye, küçüklü büyüklü beyaz kubbeleri ile öbek öbek bulutları andıran Mescid-i Ğamame inşa edilmiş,
Efendimiz (s.a.s.)'in son dört sene aynı bu noktada bayram namazlarını kıldırdığı da rivayet ediliyor. Bu mescid, Mescid-i Nebevî'ye 350 m. mesafededir. Mescidi Ğameme Sultan Ab-dülmecid yapısı ile ayaktadır. İrili ufaklı 10 adet kubbe vardır. Görünüşü bulutu andırır. II. Abdulhamit ve Suudlular 1990 yılında bu mescidi tamir ettirdiler.
Uhud savaşı için Hz. Peygamber orduyu burada toplamış ve buradan hareket etmişlerdir.
 
Hz. EBUBEKİR MESCİDİ

Hz. Peygamber (s.a.s.) 'in bayram namazı kıldırdığı yerlerden biridir. Hz. Ebubekir de hilafeti zamanında bayram namazla¬rını burada kıldırmıştır. Mescid-i Ğamameye 40 m. uzaklıkta¬dır. İlk defa Ömer b. Abdulaziz döneminde yapılan mescid, II. Mahmut tarafından yenilenmiştir. Bu mescidleri hacılarımızla ziyaret ederken her birinin civarında o halifenin faziletini an¬latıyoruz. Onun için teberrüken birkaç önemli hatıratı burada zikretmek istiyoruz.
Duasıyla şehidi kabrinden dirilten sahabi Hz. Ebu Bekir (r.a.), peygamberlerden sonra insanların en üstünüdür. Sevgi¬li Peygamberimiz bir gün Eshâb-ı kirâm ile sohbet ederken, "Şehîdliğin fazîletlerini" anlatıyorlardı. Şehîdlerin şefâ'ati hakkında buyurdu ki:
- Kıyâmet gününde şehîdler, mahşer yerine gelirlerken, ora¬da bulunan Peygamberler ayağa kalkarlar. Onlar, çocukları, akrabâları ve dostlarından 70 bin kişiye şefâ'at ederler.
Miraç hadisesi gerçekleşmiş, Hz. Peygamber yaşadıklarını arkadaşlarına anlatıyordu. Henüz Hz. Ebu Bekir'e haber ulaş¬mamıştı. Müşriklerden bir kısmı Hz.Ebubekir'in (r.a.) yanına koştular:
—   Ey Ebubekir! Muhammed'in söylediklerinden haberin var mı? Güya bu gece Mescid-i Aksa'ya gitmiş, namaz kılmış ve dönmüş!

—   Siz Onun hakkında yalan söylüyorsunuz.
—   Hayır, kendisi şu anda Mescid'de halka bunları söylü¬yor.
—   Vallahi O bunu söylediyse muhakkak doğrudur.
—   Sen onu doğruluyor ve kendisinin bir gecede Mescid-i Aksa'ya gidip döndüğüne inanıyor musun?
—   Evet, bunda şaşacak ne var? Gecenin, gündüzün herhan¬gi bir saatinde kendisine semadan haber geldiğini bana haber veriyor, ben onu da tasdik ediyorum.
Bunları söyledikten sonra, doğruca Hz.Peygamber'in (s.a.s.) yanına gitti: "Ey Allah'ın (cc) peygamberi! Sen şu halka, bu gece Beytül Makdis'e gittiğini söyledin mi?
—   Evet!
—   Ey Allah'ın (c.c.) Peygamberi! Onu bana tarif et! Çünkü ben oraya gitmiştim." Hz.Peygamber (s.a.s.) tarif etti: "Doğru söylüyorsun! Şehadet ederim ki, Sen Allah'ın Peygamberi¬sin!". "Ey Ebubekir! Sen de Sıddîk'sin (doğrunun tasdikçisi, doğrunun şahidi)! O günden sonra Hz. Ebubekir (r.a.), Sıddîk olarak anılmaya başladı.
 
Hz. ÖMER MESCİDİ

Hz. Peygamber (s.a.s.) 'in bayram namazı kıldırdığı yerlerden biridir. Hz. Ömer de hilafeti zamanında bayram namazlarını burada kıldırmıştır. Mescid-i Nebevi'den 455m. uzaktadır. II. Mahmut tamir ettirmiştir. Şu an ibadete kapalıdır.
Hz. Ömer (r.a)'ın fazileti ve üstünlüğü hakkında çok sayıda sahih hadis bulunmaktadır. Hz. Ömer din konusunda o kadar tavizsizdi ki, şeytanlar bile onunla karşılaşmaktan çekinirler¬di. Bir defasında Rasûlullah (s.a.s.)'in yanına gitti. Rasûlullah (s.a.s.)'den bir şey istemek için orada bulunan kadınlar, Hz. Ömer'in sesini duyduklarında hemen kalkıp perdenin arkası¬na geçtiler. Hz. Ömer içeri girdiğinde Rasûlullah (s.a.s.) gülü¬yordu. Hz. Ömer ona; "Allah yaşını güldürsün ya Rasûlullah " dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.); "Şu benim yanımda olanlara şaşarım. Senin sesini işitince perdeye koştular" de¬diğinde Hz. Ömer; "Ya Rasûlullah, onların çekinmesine sen daha layıksın" dedi. Sonra da kadınlara dönerek; "Ey nefisle¬rinin düşmanları! Rasûlullah (s.a.s.)'dan çekinmiyorsunuz da benden mi çekiniyorsunuz?" diyerek onlara çıkıştı. Kadınlar; "Evet. Sen Rasûlullah (s.a.s.)'dan sert ve haşinsin" dediler. Rasûlullah (s.a.s.), “Nefsim yed-i Kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki, şeytan sana bir yolda rastlamış olsa, mutlaka yolunu değiştirirdi" (Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, 22).
 
Başka bir rivayette Rasûlullah (s.a.s.) onun için şöyle buyur-muştu: "Gökte bir melek bulunmasın ki Ömer'e saygı duy¬masın. Yeryüzünde ise bir şeytan bulunmasın ki Ömer'den kaçmasın" (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986,, 133).
Rasûlullah (s.a.s.), hakkı görmek ve onu tatbik etmek konu¬sunda Ömer (r.a)'ın üstünlüğünü şöyle ifade etmekteydi: "Siz¬den önce geçen ümmetlerde bazen ilham sahipleri bulunurdu. Eğer benim ümmetimde onlardan biri bulunursa, Ömer b. Hattab onlardandır" (Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, II). Bu, Hz. Ömer (r.a)'ın işlerinde ve verdiği kararlarda isabetli davran¬masını bir anlamda açıklar niteliktedir. Nitekim Rasûlullah (s.a.s.); Allah doğruyu Ömer'in lisanı ve kalbi üzere kılmıştır" (Üsdül-Ğâbe, IV, 151; Suyutî, 132) demektedir. Bir defasında da Hz. Ömer'i göstererek şöyle demişti: "Bu aranızda yaşadı¬ğı sürece, sizinle fitne arasında kuvvetlice kapanmış bir kapı bulunacaktır." (Suyûtî, aynı yer).
Ömer (r.a)'ın bu durumunu bazı konularda inen ayetlerin daha önce onun gösterdiği doğrultuda olması da te'yid etmek¬tedir. Hz. Ömer şöyle demiştir: "Rabbime üç şeyde muvafık düştüm: Makam-ı İbrahim'de, hicab'da ve Bedir esirlerinde." (Müslim, Fedâilüs-Sahabe, II). Hz. Ömer ötekileri zikretmemiştir. Örneğin münafıkların cenaze namazını kılmaması için Rasûlullah (s.a.s.)'a inen ayet bunlardan biridir (bk. Müslim, aynı bab; Hz. Ömer (r.a)'ın görüşleri doğrultusunda nâzil olan ayetler için bk. Suyûtî, a.g.e., 137-140).
 
Hz. OSMAN MESCİDİ

Bu cami Hz. Osman'ın evinin bulunduğu yere Osmanlı ta¬rafından inşa edilmiştir.
Rasûlullah (s.a.s.) risaletle görevlendirildiğinde Osman (r.a) otuz dört yaşlarındaydı. O, ilk iman edenler arasındadır. Ebû Bekir (r.a), güvendiği kimseleri İslâma davette yoğun gayret göstermekteydi. Onun bu çalışmaları neticesinde, Abdurrah¬man b. Avf, Sa'd b. Ebi Vakkas, Zübeyr b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah ve Osman b. Affân iman etmişlerdi. Hz. Osman, cahiliyye döneminde de Hz. Ebû Bekir'in samimi bir arkadaşı idi (Siretu İbn İshak, İstanbul 1981,121;).
Hz. Osman, iman ettiği zaman bunu duyan amcası Hakem b. Ebil-Âs onu sıkıca bağlayarak hapsetmiş ve eski dinine dönmezse asla serbest bırakmayacağını söylemişti. Hz. Os¬man (r.a) ebediyyen dininden dönmeyeceğini söyleyince, kararlılığını gören amcası onu serbest bırakmıştı. (Suyûtî, Târihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 168). Peşinden O, Rasûlullah (s.a.s.)'ın kızı Rukiye ile evlenmişti. Bazı tarihçiler bu evlili¬ğin Peygamber'in risaletle görevlendirilmesinden önce oldu¬ğunu kaydederler (Suyûtî, a.g.e., 165).
Mekkeli müşriklerin iman edenlere yönelttikleri baskı ve iş-kenceler yoğunlaşıp çekilmez bir hal alınca, Rasûlullah (s.a.s.), ashabına Habeşistan'a hicret etmeleri tavsiyesinde bulun¬muştu. Hz. Osman'ın Habeşistan'a ilk hicret edenler arasında olduğu hakkında kaynaklar ittifak halindedirler. İbn Hacer birçok sahabiye dayandırarak Hz. Osman'ın, eşi Rukiye ile birlikte Habeşistan'a hicret eden ilk kimse olduğunu kaydet¬mektedir (İbn Hacer, el-İsabe fi Temyîzi's-Sahabe, Bağdat, II, 462).
Mekkelilerin iman ettiklerine dair yanlış bir haberin Habeşistan'a ulaşmasıyla birlikte Muhacirlerden bir bölü¬mü Mekke'ye geri dönmüştü. Hz. Osman da geri dönenler arasındaydı. Ancak onlar kendilerine ulaşan haberin asılsız olduğuna şahit olduklarında tekrar Habeşistan’a gitmek için yola çıktılar. Hz. Osman, hareket etmeden önce Rasûlullah (s.a.s.)'e şöyle demişti: "Ya Rasûlullah! Bir defa hicret ettik. Bu Necaşi'ye ikinci hicretimiz oluyor. Ancak siz bizimle de¬ğilsiniz". Rasûlullah (s.a.s.) ona; "Siz Allah'a ve bana hicret edenlersiniz. Bu iki hicretin tamamı sizindir" karşılığını ver¬mişti. Bunun üzerine o; "Bu bize yeter ya Rasûlullah " dedi (İbn Sa'd, Tabakatül-Kübra, Beyrut t.y., I, 207).
Hz. Osman (r.a), ikinci olarak hicret ettiği Habeşistan'da bir müddet kaldıktan sonra Mekke'ye geri döndü. Rasûlullah (s.a.s.), Medine'ye hicret etmekle emrolunduğunda, Hz. Os¬man diğer müslümanlarla birlikte Medine'ye hicret etti. O, Medine'ye ulaştığı zaman Hassan b. Sabit'in kardeşi Evs b. Sabit'e konuk olmuştu. Bundan dolayı Hassan, onu çok se¬verdi (İbnül-Esîr, Üsdül-Gâbe, 585; İbn Sa'd, a.g.e., 55-56).
Bir yahudinin mülkiyetinde olan Rume kuyusunu yirmi bin dirheme satın alarak bütün müslümanların istifadesine sun¬muştu. Bu kuyunun müslümanlar için ne kadar önemli oldu¬ğu Rasûlullah (s.a.s.)'in şu sözünden anlaşılmaktadır: "Rume kuyusunu kim açarsa, ona Cennet vardır" (Buharî, Fezailu'l-Ashab, 47).
Hz. Osman, hanımı Rukiye ağır hasta olduğu için, Rasûlullah (s.a.s.)'in izniyle Bedir savaşından geri kalmıştı. Rukiye ordu Bedir'de bulunduğu esnada vefat etmiş, müslümanların zaferinin müjdesi Medine'ye ulaştığı gün toprağa verilmişti. Fiili olarak Bedir'de bulunmamış olmakla birlikte Rasûlullah (s.a.s.) onu Bedir'e katılanlardan saymış ve ganimetten ona da pay ayırmıştı (Üsdül-Gâbe, III, 586; Suyutî, a.g.e., 165; H.İ.Hasan, Tarihu'l-İslâm, I, 256).
Hz. Osman Bedir savaşı hariç, müşriklerle ve İslâm düş¬manlarıyla yapılan bütün savaşlara katılmıştır.
Rukiye'nin vefat edişinden sonra Rasûlullah (s.a.s.), Hz. Osman'ı diğer kızı Ümmü Gülsüm ile evlendirdi. Hicretin dokuzuncu yılında Ümmü Gülsüm vefat ettiğinde Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştu: "Eğer kırk tane kızım olsay¬dı birbiri peşinden hiç bir tane kalmayana kadar onları Osman'la evlendirirdim" ve yine Hz. Osman'a "Üçüncü bir kızım olsaydı muhakkak ki seninle evlendirirdim" de¬mişti (Üsdül-Gâbe, aynı yer).
Rasûlullah (s.a.s.)'in iki kızıyla evlenmiş olduğu için iki nûr sahibi anlamında, "Zi'n-Nureyn" lakabıyla anılır olmuştur. Zatü'r-Rika ve Gatafan seferlerinde Rasûlullah (s.a.s.), onu Medine'de yerine vekil bırakmıştır (Suyuti, a.g.e., 165).
 
Hz. ALİ MESCİDİ

Hz. Peygamber (s.a.s.) 'in bayram namazı kıldırdığı yerler¬den biridir. Hz. Osman evinde isyancılar tarafından kuşatıl¬dığı zaman Hz. Ali'nin musallada bayram namazı kıldırdığı yerdir. İlk defa Ömer b. Abdulaziz döneminde yapılmıştır.
Hz. Ali küçük yaşından beri Rasûlullah'ın yanında büyüdü. On yaşında İslâm'ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice'den sonra müslümanlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice'yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali'ye Pey¬gamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığın¬da Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Rasûlullah'ın yanındaydı. Kâbe'deki putları kırması¬nı şöyle anlatır: "Bir gün Rasûl-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Rasûl-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tuta¬cak sanıyordum. Kâbe'nin üzerinde bir put vardı, onu sağ¬dan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Rasûlullah'ın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).
Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan ema¬netleri, sahiplerine verilmek üzere Ali'ye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Rasûlullah ın yatağında yatarak müşrikleri şaşırttı. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber'i öldürmeye gelen müşrikleri oyalayarak onun yerine hayatını tehlikeye atmış, bu suretle Peygamber'e hicreti sırasında zaman kazandırmıştır. Hz. Ali, Peygamberimiz'in kendisine bıraktığı emanetleri sa¬hiplerine verdikten sonra Medine'ye hicret etti. Medine'de de Hz. Peygamber'in devamlı yanında bulundu. Bütün cihat harekâtlarına katıldı. Uhud'da gâzî oldu. Bedir'de sancak¬tar idi. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı. Hâkim nok¬taları tesbit ederek Hz. Peygamber'e bildirdi. Bu mevkiler işgal edilerek, Bedir'de önemli bir savaş harekâtını başarıya ulaştırdı. Bedir gazasının başlamasından önce, Kureyşliler'le teke tek dövüşen üç kişiden biriydi. Bu döğüşte, hasmı Velid b. Muğire'yi kılıcı ile öldürdüğü gibi, Hz. Ebû Ubeyde zor durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine "Allah'ın Arslanı" lâkabı ve Bedir ganimetlerin¬den bir kılıç, bir kalkan ve bir de deve verildi.
Hz. Ali, Bedir savaşından sonra Hz. Peygamber'in kızı Hz. Fâtıma ile evlendi. Nikâhını Hz. Peygamber kıydı. O zamana kadar Rasûlullah'la oturan Hz. Ali nikâhtan sonra ayrı bir eve taşındı. Hz. Ali'nin, Hz. Fâtıma'dan üç oğlu, iki kızı dünyaya geldi. Hz. Ali'nin, Hz. Fâtıma'dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adlı oğulları ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adlı kızları oldu.
Ümmetin malını ümmete dağıtırken de son derece titiz dav¬ranırdı. Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup, kimsenin hakkına tecavüz etmemekte de büyük bir ör¬nek idi. Kendisini Kûfe'de görenler, kışın soğuğunda ince bir elbisenin altında tir tir titreyerek camiye gittiğini aktarırlar. Devlet yönetici ve memurlarının nasıl davranmaları gerektiği konusunda şu yönetmeliği hazırlamıştı. Bu uyarı çok önemli olduğu için burada hatırlatmayı uygun gördük.
1. Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin.
Onlara bir canavar gibi davranmayın ve onları azarlamayın.
2.   Müslüman olsun olmasın herkese aynı davranın. Müslümanlar kardeşleriniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandır.
3.   Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz altında bulunanların hataları karşısında hemen öfke¬lenip kendinizi kaybetmeyin.
4.   Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davra¬nışlar sizi zulme ve despotluğa çeker.
5.   Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etme¬miş ve devletin suçlarından ve zulümlerinden sorumlu olma¬mış bulunmalarına dikkat edin.
6.   Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.
7.   Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyin.
8.   Haksız kazanç ve ahlâksızlıklara düşmemeleri için me¬murlarınıza yeterince maaş ödeyin.
9.   Memurlarınızın hareketlerini kontrol edin ve bunun için güvendiğiniz samimi kişileri kullanın.

10.   Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap ve¬rin.
11.   Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini inandırın.
12.   Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin.
13.   Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gös¬terin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yığmalarına izin verme¬yin.
14.   El işlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluğu azaltır, hayat standardını artırır.
15.   Tarımla uğraşanlar devletin servet kaynağıdır ve bir ser¬vet gibi korunmalıdır.
16.   Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları in¬citmesin, onlara kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koru¬yun ve yardımınıza ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın.
17. Kan dökmekten kaçının, İslâm'ın hükümlerine göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin. (Bkz. Şamil İslam Ansk.)

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git