Gönderen Konu: Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelenin İslami Temelleri  (Okunma sayısı 608 defa)

vaizismail

  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 46
Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelenin İslami Temelleri
« : Kasım 08, 2016, 09:11:30 öö »
Kadına Yönelik Şiddetle  Mücadelenin İslami Temelleri


 “Şüphesiz biz insanı en güzel şekilde yarattık” (Tîn, 95/4) لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ


ü  diyerek insanın yaratılışındaki üstünlüğe dikkat çeken Yüce Allah, erkek olsun kadın olsun bütün insanları yeryüzünün imar ve ıslahı için birer görevli olarak tayin etmiştir.


يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ


ü  Yaratılış bakımından bir ve eşit olan kadın insan ve erkek insan arasında psikolojik ve fizyolojik açıdan bazı farklılıkların bulunduğu da bir gerçektir. Farklılıklar bir aşağılama sebebi değil, zenginlik sebebidir ve üstünlük kriteri de “takva”dır (Hucurât, 49/13).


ü  Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan pek çok âyet, hem kadınların hem de erkeklerin Allah nezdinde farklı bir muamele görmeyeceklerini ve bunun da ötesinde hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklarını açıklamaktadır.


ü  İnsan hakları ve bunun önemli bir parçasını teşkil eden kadın hakları, sadece insanlık tecrübesinin günümüzde ulaştığı ortak bir söylem değil, aynı zamanda İslâm Dini'nin insanlığa getirdiği mesajın özünde yer alan temel değerlerden de biridir.


وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّلْعَالِمِينَ


ü  İslâm Dini, saygın, değerli ve şerefli bir varlık olarak yaratılan insanların -din, dil, ırk ve cins farkı gözetilmeksizin- bütün temel insan haklarından yararlanmasını, dinin bizatihi varlığı ve gereğinin gerçekleşmesi olarak görür.


وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ


ü  Fıtrat, ilk yaratılış anında varlık türlerinin temel yapısını, karakterini ve henüz dış tesirlerden etkilenmemiş olan ilk durumlarını belirttiği gibi insanın, hem ruhî hem de fizikî bakımdan yaratılıştan sahip olduğu temel özelliklerini ifade etmektedir.


ü  Çeşitli hadislere dayanılarak fıtrat, hakkı, hakikati, doğruyu kabul ve idrak etme yeteneği olarak da tanımlanmıştır.


ü  Bu tanımdan hareket edildiğinde, kadın ve erkek insanın, ortak fıtri özelliklerinin temelinde “hakkı ve hakikati kabule yatkınlığın” bulunduğunu düşünmek anlamlıdır.


ü  Ancak kadının, din adına, fıtrata uygunluk iddia ve kabulüyle hareket edilerek, sadece eve ve ev işlerine uygun bir kişiliğe büründürülmesi; giderek onu Kurân'ın muhatap aldığı sorumlu, akleden, düşünen, duyarlıkları ve öz güveni gelişmiş bir kişi olmaktan uzaklaştırmaktadır.


ü  Nitekim hareket alanı olabildiğince sınırlanan kadının, hayata gerçek anlamda ve dolaysız katılım imkânını kaybetmesi ve bu durumun bizzat kadının şahsında ve toplumda sayısız tahribata yol açtığı gözlenebilen sonuçları olan bir durumdur.


 

ü  Ailenin iki temel unsuru olan kadın ve erkek, yetkinliklerine ve yeterliliklerine paralel olarak yapıp ettiklerini karşılıklı istişare ve işbirliğine dayanarak yürütebilme kabiliyetine sahiptirler.


ü  Eşlerin birbirleri üzerindeki en temel hakları, birlikte kurdukları yuvalarını yine birlikte denge ve uyum içinde yürütmeleridir. Tek taraflı talep ve itaate dayalı bir ilişki, bireylerden birini diğeri karşısında hep veren ya da hep alan pozisyonunda tuttuğu gibi, birey olarak kadının kendini ifade ve potansiyelini üretme imkânından uzaklaştıracak, aile içinde eşler eşit bireyler olmaktan uzaklaşıp, birinin diğeri üzerinde tahakkümünü üretecek sorunlu bir yapı oluşturacaktır.


ü  Oysa eşler karşılıklı muamelelerinde sevgi, saygı ve değer verme hususlarına riayet ederek; yuvalarının mutluluğu ve menfaatini gözeterek, incitici davranışlardan sakınmak suretiyle birbirlerini mutlu etmeyi temel gaye edinmelidirler


ü  Günümüzde, önemli ölçüde sosyal ihtiyaçların belirlemesi neticesinde kadınlar, ağırlıklı olarak ev içi rolün sorumluluğuna sahip olmakla beraber, değişen yaşam şartları sebebiyle, artık göz ardı edilmeyecek şekilde ev dışı rol ve sorumluluklar da üstlenmektedir.


ü  İkisi de çalışma hayatının içinde olan eşlerin, ev işlerine ilişkin sorumlulukları ortak ve karşılıklıdır. İşten yorgun gelen eşler, evde kendilerini bekleyen işleri doğal olarak birlikte yapmak durumundadırlar.


ü  Bu bağlamda Hz. Peygamber, bütün insanlar için önemli bir rol modeldir.


ü  Onun şahsında kadın olsun erkek olsun her birey, gerek ev içinde gerekse ev dışında karşılıklı hak ve sorumluluklarını bilen, birbirine rahmet, merhamet, sevgi ve şefkatle yaklaşan, varsa sorunlarını en güzel şekilde çözmeye, karşılıklı yardımlaşma içinde olmaya gayret eden, fikir alış-verişinde bulunarak hayatını devam ettiren saygın insanı görecektir.


ü  Dinimizde, erkeğe tanınan temel hak ve hürriyetler, aynı derecede kadına da tanınmıştır.


Buna göre


ü  Yaşama


ü  Maddi  ve manevi varlığını koruma ve geliştirme


ü  Kişi hürriyeti ve güvenliği


ü  Vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyeti


ü  Mülkiyet ve tasarruf hakkı


ü  Meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmada bulunma, kanun önünde eşitlik ve adaletle muamele görme hakkı


ü  Mesken dokunulmazlığı


ü  Şeref ve onurun korunması


ü  Evlenme ve aile kurma hakkı


ü  Özel hayatın gizliliği ve dokunulmazlığı


ü  Geçim teminatı


       gibi temel haklar bakımından kadınla erkek arasında herhangi bir ayrım söz konusu değildir.


ü  Hz. Peygamber, ailede sorun çözümünde; kendisi hiçbir şekilde fizikî ya da sözel şiddet yolunu tercih etmediği gibi, başkalarının da bu yolları seçmesine, her hangi bir şekilde şiddete başvurulmasına izin vermemiştir.


ü  Kur'ân vahyinin tamamlanmasının üzerinden on dört asır gibi bir zaman geçmesine rağmen,
günümüzde; gelenek, töre, namus, fitne gibi kavramların arkasına sığınılarak ya da dinin de onayladığı / onaylayacağı varsayımından hareketle kadın hakları ihlâllerinin sürdüğü de bir hakikattir.


ü  Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik önemli bir şiddet türü; namus ve onunla yakın içeriklere sahip iffet ve ırz kavramlarının bütünüyle kadın ve bedenine has, kadınla ilgili kavramlarmış gibi algılanmasının ortaya çıkardığı şiddettir.


ü  Söz konusu kavramların bu şekilde sadece kadın ve kadın bedeniyle ilişkilendirilerek dar bir çerçevede anlamlandırılması, yine namuslu ve iffetli olmanın sadece kadına düşen bir sorumluluk olarak görülmesi, bütünüyle sosyal yapı, gelenekler ve ataerkil kabullerden beslenen yanlış anlayışlardır.


ü  Terimleşmiş şekliyle namus ya da töre cinayetleri, kadına yönelik yaygın şiddetin en uç tezahürlerinden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Oysa,


ü  Hayatı ve ölümü yaratan da, insana hayat hakkını bahşeden de Yüce Allah'tır.


ü  İnsanın hayat hakkı, diğer her bir haktan daha önemli ve öncedir.


ü  Kişilere resmî ve yasal otoriteden bağımsız olarak yargılama ya da cezalandırma yetkisi tanınamaz.


ü  Hiçbir aile meclisi mahkeme olmadığı gibi töreler de kanun değildir.


ü  Kendilerinde böyle bir hak görenlerin bu saikle işledikleri cinayetler hiçbir şekilde dinle meşrulaştırılamaz ve asla haklı gösterilemez.


ü  Bu cinayetleri işleyenler, hem toplum nazarında hem de, İslâmî öğretiye göre, Allah katında suçludurlar.


ü  Kadını kendi var oluş serüveninin öznesi kabul etmeyen ataerkil anlayışlar, doğumundan itibaren onu erkekten aşağı ve ikincil bir cins olarak algılama ve kodlama yanlışına düşmekte ve bu yanlışı da yine dine onaylatma gayretine girmektedir.


ü  Toplumsal hayatta sıkıntıya yol açabilecek durumları engellemek için kolaycı ve birinci derecede erkekleri korumayı hedef alacak şekilde kadınları evlere kapama, onları dış dünyadan tecrit etme sonucunu doğuran uygulama ve kabullerle hareket etmek çözüm değildir.


ü  Çözüm, insan fıtratına ve dinin toplumsal taleplerine daha elverişli olacak şekilde bireylerin karşılıklı olarak hak ve hukuklarına riayet etmelerini telkin eden bir ahlâk eğitimi ile sağlanabilir.


1.   Böylece fitneden korunmak için taviz veren, haklarından vazgeçen tarafın kadın olmasının önüne geçilerek; eline, beline, diline, gözüne hâkim olma anlayışı içinde, ölçülü ve iffetli bir şekilde bir arada olmayı başarmış bir kadınlar ve erkekler topluluğunun inşası için gayret sarf edilmiş olacaktır.

....